banner829
Öne Çıkanlar Milletvekili tokat attı BDP Milletvekili Sebahat Tuncel diyet ürünler PKK tatlandırıcılar zararlı mı

'BİR KARIŞ YARIM YAMALAK TOPRAK...'

İktidara yakınlığı ile bilinen İslam Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman, Süleyman Şah Türbesi eleştirilerine ümmet kavramı üzerinden 'bir karış toprak' ifadeleri ile sert çıktı.

'BİR KARIŞ YARIM YAMALAK TOPRAK...'
İşte vatan toprağı tanımlamasını ümmet kavramı üzerinden ele alan ve bu açıdan Süleyman Şah Türbesi'nin farklı bir bölgeye taşınmasını eleştirenlere 'bir karış yarım yamalak toprak parçası' sözleriyle sert çıkan Karaman'ın o yazısı:


" Bir karış toprak yüzünden toz koparanlara, Müslümana göre vatan nedir ve bugün dahi Müslümanların vatanı nerede başlar ve nerede biter sorusuna cevap olabilecek bilgileri vermek gerekiyor: 
Bilindiği gibi İslâm devleti vatan, ırk vb. maddî değerler üzerine değil, manevî değerler ve özellikle din temeli üzerine kurulmuş bir devlettir. Din ise belli bir toprak parçasına veya topluma hapsedilemez; onun hedefi cihan hâkimiyetidir; nûru bütün insanlığı aydınlatacak, kula kulluk son bulacak, insanlar yalnızca Allah’a kulluk ederek eşref-i mahlûkât (yaratıkların en şereflisi, en üstünü) olduklarını ispat edecek, iki cihan mutluluğunun kapılarını açacaklardır. 
Savaşın (bu manada cihadın) gâyesi -hiç şüphe yok ki- bütün insanları zorla Müslüman etmek değildir; savaş, isteyenlerin İslâm’a girmelerini, istemeyenlerin ise İslâm’ın hâkimiyeti altında dünya nimetlerinden istifade ederek adâlet ve hürriyet içinde yaşamalarını sağlayacaktır. İşte bu mânâda ve bütün insanlığa şâmil barış, refah ve mutluluk -başka türlü olmuyorsa- Müslümanların kılıçlarının gölgesi altında gerçekleşecektir (bir çeşit pax islâmica), hedef budur. 
Dâru’l-İslâm (Müslümanın vatanı), Müslümanlar tarafından fethedilmiş olup İslâm hukukuna göre yönetilen ülke demektir. Önce İslâm ülkesi (dâru’l-İslâm) olduktan sonra yeniden kâfirler tarafından zaptedilen veya sakinleri tarafından başka bir hukukla yönetilmeye başlanan ülkenin, “İslâm ülkesi olma” özelliğini kaybedip etmeyeceği ise müctehidler arasında tartışma konusu olmuştur. 
Ümmete ait bütün topraklar vatandır; vatanın birlik ve bütünlüğü esastır. Ümmet bunu iç ve dış tehlikelere karşı korumakla yükümlüdür. Bu bütünlüğün fiilen gerçekleşemediği (ümmetin parça parça ülkeleri bulunduğu) dönemlerde her parça (millet) kendi ülkesini vatan olarak bilir ve korur, ancak diğer parçalarla bir şekilde bütünleşerek, birleşerek, birlikler oluşturarak ümmet birliğini gerçekleştirmeyi amaç edinir. Yabancıların ve yabancılaşanların masa başında çizdikleri ve böylece ümmeti parçaladıkları sınırlar Müslümanları bağlamaz.

Avrupa’da yaşayan Türkiyeli Müslümanların birçoğu bulunduğu ülkenin vatandaşlığına geçmişlerdir. Müslümanın, vatandaşı olduğu bu ülkeler, daha önce Müslümanlar tarafından fethedilmiş veya İslâm hukukunu kabûl etmiş olmadıklarına göre İslâm ülkesi olamazlar. Bir Müslümanın “küfür ülkesi”nin vatandaşı olması, İslâmî bir vatandaşlık olmayıp, zarûret veya Müslümanın menfaati gereği yapılmış bir ikili anlaşma olarak kabûl edilmelidir. Bundan sonra, Allah’ın bildiği -bizim bilemediğimiz- bir zamana kadar Müslümanların, İslâm hukukunun uygulanmadığı ülkelerde cemâatler olarak (toplu halde)  yaşayacakları anlaşılmaktadır. Müslüman cemâatler, insan haklarına riâyet edilen ülkelerde din özgürlüğünden azamî derecede istifade ederek kendi kimliklerini ve menfaatlerini korumak için çaba göstereceklerdir. Bu ülkelerin kanunlarının verdiği imkânlar ölçüsünde, dinlerini yaşayacak, başkalarına tanıtacak ve hidâyetlerine sebep olmaya çalışacaklardır. 
Mesela Almanya bir gün İslâm’ı kabûl ederse orası İslâm ülkesi olur. 
Bütün dinlerin ve inançların kendi hayat tarzlarını serbestçe yaşamalarına imkân veren bir düzen yerleşirse, bu defa da, Medine’ye hicret edildiği zaman “Medine Vesikası” çerçevesinde oluşturulan siyasî sisteme yakın bir sistem oluşmuş bulunur. Bu takdirde de Müslüman olan ve olmayan gruplar, cemâatlar arasındaki ilişkiye savaş ilişkisi denemez, ülke de “savaş ülkesi (dâru’l-harb)” olmaz. Böyle bir düzende grupların üzerinde anlaştıkları hukuk kuralları genel, cemâatlerin hukuk kuralları da özel (kendilerine mahsus) olarak geçerli olur.
Buraya kadar anlatılanlardan pratik (güncel) bir cümle kurmak gerekirse:
Ya İslam hukukuna göre yönetilen veya yabancıların işgali sonucu rejimi değişmiş olsa da Müslümanların mal ve can güvenliği içinde kısmen de olsa inançlarına göre yaşama imkanlarını kaybetmedikleri bütün ülkelerin toprakları Müslümanların vatanıdır; oralara serbestçe girebilmeleri, yerleşebilmeleri, eğer yabancıların egemenliği veya Müslümanların zulüm görmeleri söz konusu ise onu izale etmek için çaba göstermeleri gerekir.
Evet yalnızca bir karış yarım yamalak ülke toprağı için değil, böylesine büyük bir vatan için dertlenen ve çabalayanlara selam olsun!"

yuzdeyuzhaber

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.