banner1266

BAŞIMIZA AÇILAN SURİYE BELASI

BAŞIMIZA AÇILAN SURİYE BELASI

Tuncay
Tuncay
10 Ekim 2017 Salı 03:25

Sevgili okurlarım, şu anda Türkiye'de yaklaşık üç buçuk milyon Suriyeli yaşıyor. 
İçlerinde teröristler, ajanlar, katiller, dilenciler, zavallılar, işsizler, 
zenginler, fakirler, yobazlar, fahişeler, ne ararsanız var. Devlet bir bölümünü 
kamplarda besliyor ama paralar suyunu çekti. Hükümet yurt dışından para 
dileniyor. Büyük bölümü bayramlarda kendi ülkelerine gidiyor, sonra geri 
dönüyor!
81 ilimiz Suriyelilerle doldu. Çadırlarda sefil bir hayat yaşıyorlar, 
dileniyorlar.
Suriye topraklarında şehitler verdik, bir sürü ülkeyle papaz olduk ama sonuç 
yok!
Daha önce yazdıklarımı sizlere bugün bir kez daha iletmeyi görev bildim. Bu 
olanların, başımıza açılan bu Suriye belasının tek sorumlusu Tayyip Erdoğan ve 
onun hükümetleridir.
Esad'ı devirme hülyasıyla Suriye'yi durup dururken kaşıdılar ama başaramadılar. 
Sınırımız terör örgütlerinin yol geçen hanına dönüştü.
Şimdi son olarak İdlib bölgesine askerimiz giriyor.

* * *

Oysa Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'la Erdoğan arasında geçmişte su sızmazdı. 
Birbirlerine öylesine yakın dururlardı. Dünya liderimiz, 2008 yılının ağustos 
ayında Esad'la eşini Türkiye'ye davet etti. Bodrum'da Rixos otelde -aile boyu- 
güzel bir tatil yaptılar. Erdoğan onları Bodrum havaalanında yine aile boyu 
karşıladı…
Sarmaş dolaş oldular, hasret giderdiler…
Dünya liderimiz konuştu: “Türkiye ile Suriye arasında dostluk temellerini 
attık…”

* * *

Sonra geldik 2009 yılının aralık ayına… Bu kez kendisi Suriye gezisine çıktı. 
Esad'la yine sarmaş dolaş oldu. Öpüştüler koklaştılar.
Esad'la birlikte ortak bir basın toplantısı düzenlediler. Başbakan kimliği ile 
Esad'a “Saygıdeğer Cumhurbaşkanı kardeşim” diye hitap ediyor ve şöyle diyordu:
“Suriye ile tarihi bir süreci başlattık. Bu gezimizde iki ülke arasında tam 51 
mutabakat metni imzalandı. Ülkelerimiz arasında bölgeye ve dünyaya örnek olacak 
bu ilişkiler, gelecekte daha da güçlenerek devam edecektir.”
Hızını alamadı ve sözlerini şöyle sürdürdü:
“Suriye bizim Ortadoğu'ya açılan kapımız ve ikinci evimizdir. Türkiye ise 
Suriye'nin Avrupa'ya açılan kapısı ve ikinci evidir… Bunun önünü kimse kesemez. 
Karşılıklı ticaretimize 350 milyon dolarla başladık, bugün iki milyar dolara 
geldik. İnşallah ekonomik ilişkilerimiz beş milyar dolara çıkabilir. Siyasi, 
ekonomik, eğitim, kültür, her türlü alanda çalışmalarımızı yapabiliriz. Buna 
engel bir durum yok.”

* * *

Yukarıda size 2008 ve 2009 yılından iki örnek verdim. Şimdi gelelim 2010 yılına. 
12 Eylül 2010 günü Türkiye'de anayasa referandumu yapılacaktı. Tayyip Erdoğan 
her yerde mitingler düzenleyip ahaliye “Evet oyu kullanın” çağrıları yapıyordu.
Kürsülerin arkasına koskoca “Evet” yazıları asılıyordu.
Yandaş ve işbirlikçi medya bu kampanyaya bütün gücüyle gaz veriyordu.
Günlerden 15 Ağustos 2010… Erdoğan bu kez Suriye'ye komşu Gaziantep mitinginde 
konuştu. Şimdi bu konuşmanın Suriye ve Esad'la ilgili bölümlerini video 
çözümünden sizlere bir kez daha ve aynen iletiyorum. Lütfen dikkatle okuyunuz, 
dünya liderimizin nasıl çelişkiler içinde olduğunu, dün ak dediğine daha sonra 
nasıl kara dediğini iyice görünüz.

* * *

Çıkmış kürsüye, çevreden toplanan partililere ve bindirilmiş kıtalara coşkuyla, 
el kol hareketleriyle hitap ediyor ve cahil kalabalık ona alkış tutuyordu! Şöyle 
diyordu:
“Türkiye on yıllar boyunca içine kapandı, içine kapatıldı. Ne dediler, 
‘Türkiye'nin üç tarafı denizlerle, dört tarafı düşmanlarla çevrili' dediler. Biz 
geldik bu anlayışı yıktık. Bu anlayışı ortadan kaldırdık. Bunu en canlı şekilde, 
en yakın şekilde Gaziantep yaşıyor. Türkiye ve Suriye daha 7.5 yıl öncesine 
kadar birbirine husumetle (düşmanlıkla) bakıyordu. İki ülke zaman zaman savaşın 
eşiğine geliyordu. Biz geldik, ESAD KARDEŞİMLE oturduk, iki ülke arasındaki 
meseleleri konuştuk. İstişare ettik (danıştık), müzakere ettik…Ve Türkiye ile 
Suriye'yi bölgenin iki KARDEŞ, iki DOST ülkesi haline getirdik mi? (Kalabalıktan 
eveeet sesleri.)
Her alanda işbirliğine gittik mi? (Kalabalıktan eveeet sesleri.)
Ekonomide, ticarette, dış politikada, kültürde, sanatta, ulaştırmada, 
bayındırlıkta işbirliği anlaşmaları imzaladık mı? (Bu anlaşmaların imzalandığını 
bilen (!) kalabalıktan yine eveeet haykırışları.)
Suriye ile aramızdaki mayınları temizlemek için adımlarımızı attık mı? (Yine 
eveeet sesleri. Madeni bulmuş, kalabalığı okşayıp güzelce bağırtıyordu!)
Suriye ile aramızdaki vizeleri kaldırdık mı? (Eveeet.)
Şimdi benim Gaziantepli kardeşim cebine pasaportunu koyuyor, istediği gibi 
Halep'e gidiyor, Şam'a gidiyor. Halep'teki, Şam'daki, Lazkiye'deki, Hama ve 
Humus'taki kardeşim cebine pasaportunu koyuyor, Gaziantep'e geliyor. Soruyorum, 
kim kazandı? Gaziantep kazandı dii'mi? (Kalabalıktan eveeet sesleri.)
Esnaf kardeşim kazandı dii'mi? (Eveeet.)
Tüccar kazandı dii'mi? (Eveeet.)
 Sanayici kazandı dii'mi? (Eveeet.)
 Vatandaşım kazandı dii'mi? (Eveeeet.)
 Ve sözlerini şöyle bitiriyor:
Bütün o korkuların, bütün o tehditlerin ne kadar boş olduğu ortaya çıktı. Düşman 
üretme politikasından yarar değil ZARAR gördüğümüz ortaya çıktı.”
(Video çekimi burada bitiyor.)

* * *

Sonra aradan bir süre geçti, kendi kaprisleri ve mezhep anlayışı nedeniyle 
Esad'la papaz oldu, başımıza yeni belalar açıldı.
Geçmişte “Esad kardeşim” diyordu, “Türkiye ile Suriye'yi bölgenin iki kardeş, 
iki dost ülkesi haline getirdik, her alanda işbirliğine gittik, vizeleri 
kaldırdık” diyor ve övgüler düzüyordu!
Peki sonrasında ne oldu, ne değişti? Suriye'den Türkiye'ye bir tehdit mi geldi? 
Terör mü ihraç edildi? Saldırı mı oldu?
Hayır, hiçbir şey olmadı. Sadece bizim iktidara ABD'den emir geldi:
“Biz Esad'ı devirmeye karar verdik, siz de gereğini yapıp bizim yanımızda yer 
aldığınızı, düşman olduğunuzu açıklayın!”

* * *

Bu anlamsız kaprisler ve dış politika cehaleti nedeniyle Suriye ile resmen 
düşman olduk. Dünya liderimiz kürsülerde bağırıyordu:
“Bu yaptıklarımızdan Gaziantep kazandı dii'mi?.. Esnaf kardeşim kazandı 
dii'mi?.. Sanayici kazandı dii'mi?.. Tüccar kazandı dii'mi?.. Vatandaşım kazandı 
dii'miii?.. Değerli kardeşim Esad… İki ülke arasında dünyaya örnek olacak 
ilişkilerimiz…Düşman üretme politikasından yarar değil zarar gördüğümüz ortaya 
çıktı!”
Bu inanılmaz çelişkilerin hesabını kim verecektir, ne zaman verecektir?

* * *

Esad'ı devirmek amacıyla Bu devletin ve milletin yüzlerce trilyon parası 
harcandı ama adam sağlam çıktı ve devrilmedi.
Şimdi burada bir kez daha soruyorum:
Bu süreçte Suriye'yi durup dururken niçin düşman ilan ettik? Esad yönetimi bize 
herhangi bir düşmanlık mı sergilemişti? Türkiye'yi tehdit mi etmişti? 
Sınırlarımızdan içeri terörist mi sokmuştu, Türkiye'de adam öldürme,
 adam kaçırma olayları mı yapmıştı?
Hayır!
 O halde bu düşmanlık durup dururken niye sergilendi?
 Maddi ve manevi olarak başımıza kendi elleriyle bu belaları niçin açtılar?

* * *

Bu olanların nedenini iyi bilmemiz gerekiyor:
İlki mezhep ayrılığı… Esad yönetimi Sünni değil, bizimkiler Sünni… Tayyipgiller 
iktidarının amacı Türkiye gibi orada da şeriatçı bir rejim kurulması. O yüzden 
bu kadar
 tantana yaptılar ama başaramadılar.
İkincisi ise ABD'den gelen emir.
 Türkiye Cumhuriyeti bunların elinde işte bu durumlara düşürüldü.
Üstelik başımıza bir de “Üç buçuk milyon Suriyeli belası” açıldı. Atsan atılmaz 
satsan satılmaz! Ne yapmalı?
Hesap sormalı.
Kim soracak?

* * *

Emin Çölaşan'ın notu: Suriye olayı çok boyutlu. Ülkemizi yönetenlere yarınki 
yazımda bazı sorular soracağım, yanıt vermeleri yine mümkün olmayacak.

yuzdeyuzhaber

Son Güncelleme: 10.10.2017 03:26
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.