banner1700

FETÖ'nün Evinde 650 Milyar Yumruklaşması!

Asiye Güldoğan, FETÖ'ye dair son gelişmeleri yazdı: Gülen zahirinden çok batinidir, görünmeyendir, gizlenendir, “Hocaefendi”’den çok, “Örgüt lideridir.” O yüzden Cevdet’ler için Osman’lar feda edilir, tıpkı tabanın feda edildiği gibi...

25 Mart 2021 Perşembe 10:43
FETÖ'nün Evinde 650 Milyar Yumruklaşması!

15 Temmuz darbe girişimiyle çok şey kaybeden FETÖ, artık “açıktan Türkiye düşmanlığı yapan” bir örgüte dönüştü.

ABD-Türkiye anlaşmazlıklarında ABD’yi, AB-Türkiye sıkıntılarında AB’yi, Türkiye-Yunanistan anlaşmazlıklarında Yunanistan’ı, TSK’nın PKK ile yaptığı mücadelede PKK’yı tuttular. Hatta Gülen, “Haçlı orduları Türkiye’yi istila etse bile, bunun kötü bir şey olmayacağını” söyledi. ABD ve AB’ye, Türkiye’yi kötüleyen raporlar sundular. En son Azerbaycan-Ermenistan savaşında Ermenistan’ı desteklediler. Yurt dışı kaynaklı FETÖ yayın mecralarında Ermenistan ve HDP yanlısı Alin Ozinian ile sıkça Türkiye’yi ve Azerbaycan’ı eleştiren, Ermenistan’ı savunan yayınlar yapıldı. En son milyonlarca dolar harcayarak New York’ta “Stop Erdoğan” ilanı verdiler, ABD’de yaşayan Türk vatandaşların tepkisi üzerine kaldırıldı.

Yurt dışındakiler artık “Haçlı ordusu askeri gibi” bir tavır içindeyken, Türkiye’dekiler mesleklerinden atılmış, çevresinden hatta ailesinden dışlanmış, hapishanelerde, mahkemelerde gün geçiriyordu. Bazıları kendi imkanlarıyla yurt dışına kaçmaya çalışıyor, kimisi Meriç sularında can verirken, bazıları yakalanıyor, çok az kısmı ise Yunanistan’a geçebiliyordu.

ABİLERE DUYULAN ÖFKE CEMAATİ BIRAKANLARIN SAYISINI ARTIRIYOR

Bu süreçte yurt dışındakiler yurt içinde kalanlara, “Aman itirafçı olmayın, sabredin, rüyamızda Peygamberimizi gördük bu süreç yakında bitecek, filanca hapishaneye Peygamberimiz ziyarete gitmiş, kurtuluş yakındır” gibi sözlerle motive etmeye çalıştılar. Belirledikleri taglara destek vermelerini istediler. Onların da büyük bir kısmı bu isteklere uydu, son zamanlarda tahliyeler çoğalmasına rağmen hala da uymaya devam ediyor. Üstelik bu tahliye haberlerine fazla yer verilmemesi, duyurulmaması isteniyor. KHK’lılar ve hapisler için açılan taglarda, “Gülen suçlanmadan, FETÖ denmeden, herhangi bir pişmanlık göstermeden, sadece hükümet, devlet suçlanıyor, işkencelerden bahsediliyor, darbenin aslında Erdoğan-Akar tarafından yapıldığı iddiaları” paylaşılıyor. Arada “hükümetin tuzağına düşerek” kendilerine FETÖ diyen muhaliflere kızılıyor.

Ancak tweet aleminde bu tarz faaliyet içinde olsalar da, hemen hepsi hala büyük bir şaşkınlık ve şüphe içerisinde oldular. Yurt dışındakiler ile yurt içindekiler arasında büyük bir güvensizlik var. “Biz hapislerde sürünürken, işsizlikten kıvranırken, yurt dışındakiler keyif içinde yaşıyorlar ve bize akıl veriyorlar” düşüncesi yaygın durumda. Son zamanlarda bu düşünceler daha çok yazılmaya, söylenmeye başlandı.

Bu şüpheler yurt dışına giden tabanda da yaygın. Onlar da, abilerden, hususilerden, Gülen’in etrafınkilerden dertli. “Üç vakte kadar bitecek” müjdeleri verilmesine rağmen, beş yıldır bitmeyen süreç mensup oldukları yapının yöneticilerine yönelik şüphelere, şüpheler de isyanlara yol açıyor. Pek çok kişi son zamanlarda cemaatini bıraktığını ilan etti.

Yurt içindekiler ve yurt dışındaki taban, neredeyse ortak bir refleks ile, abilere öfke duymaya başladılar. Onların himmet (maddi yardım) taleplerine şüpheyle bakıyorlar ve ülke imamlarına bile her yerde benzer tepkilerini dile getiriyorlar. Çünkü himmetler, mağdur dedikleri kitleye değil, “Gülen’in en yakınındaki damatlara” gidiyordu sonuçta.

Son zamanlardaki tepki ise Mustafa Özcan, Cevdet Türkyolu, Türkyolu’nun dünürü Ali Çelik gibi isimlere duyulan öfkeden kaynaklanıyor. Himmet yardımı isteyenlere, “Cevdet Türkyolu’nun 30 milyon dolarlık servetini, Sakarya’da 24, İstanbul ‘da 11, İzmit’te 3, Ankara’da 1 dairesini, ABD’de 7 konutunu, oğlu Esat’ın Ferrari araba kullanmasını” soruyorlar. “Yüzbinlerce insan sıkıntı yaşarken, Gülen’in sağ kolu ve damadı Cevdet Türkyolu nasıl bu kadar zengin olabiliyor” diyorlar. “650 milyar Türkiye’den kaçırmışlar, FBİ soruşturma açmış, bu kadar para neyin nesidir, bu parayla ne yapıyorlar, onlar da gerçekten himmet yapıyorlar mı?” diyerek düşüncelerini dile getiriyorlar.

Her yerde karşılarına çıkan bu sorulardan sonra, 10 ülke imamı mektup yazarak, Ali Heyete soruyorlar. Ancak bir cevap alamıyorlar. En son çare olarak da Osman Şimşek’e mail atıyorlar ve konunun Gülen’e sorulmasını istiyorlar.

Bu gelişmeleri kaleme alan Ahmet Dönmez, aslında çoğunun bildiği bu sırrı yazılarında anlatınca, tabanın tepkisi genelleşiyor. Ama çok az kişinin bildiği “Osman Şimşek’in “damat” Cevdet Türkyolu tarafından dövüldüğü, kamptan atıldığı” haberi ise büyük bir şoka neden oluyor. Osman Şimşek de bunu doğrulayınca, tepkiler isyana dönüşüyor.

“Osman Şimşek, mektubu ‘âli heyet’ adı verilen icra kuruluna okuyor. Mektupta, ‘Lütfen Hizmet içinden bir heyet toplansın ve Cevdet Abi hakkındaki bu iddialar araştırılsın,’ talebi vardır. Heyet, bu mevzuyu Gülen’e götürmek üzere anlaşıyor. Fakat sonradan korkudan hiçbiri gidemiyor. Osman Şimşek, bu vazifeyi yükleniyor. Gülen’in kapısına geldiğinde Cevdet Türkyolu onu yumruklamaya başlıyor. ‘Ver şu mektubu bana,’ diye bağırıyor. Şimşek vermiyor. Türkyolu, ‘Orda imzası olan adamların kimler olduğunu söyleyeceksin’ diye bağırıyor bu kez. Şimşek, ‘Ölürüm de vermem’ diye cevaplıyor. Tartışma büyüyor. Mustafa Özcan da dahil oluyor. Şimşek’i bir odaya alıyorlar. Mustafa Özcan herkesi odadan çıkarıyor ve Osman Şimşek’e, ‘Bak sonun çok kötü olur,’ diye tehditler savuruyor. Osman Şimşek yine geri adım atmayınca onu kamptan atıyorlar. Hem de odasını boşaltıp eşyalarını dışarı atarak… Ve kimse ağzını açıp tek kelime edemiyor.”

Ahmet Dönmez’in bu yazısı ve ardından Osman Şimşek’in onu doğrulayan açıklaması, “cemaatin bam teline dokunduğu için” o kadar yankı uyandırıyor ki, baştan beri sezdikleri, duydukları şüphelerin gerçek çıkması çoğu tabanda büyük bir yıkıma neden oluyor. Cevdet Türkyolu’nun servetinden, mal mülkünden çok, “Osman Şimşek gibi Gülen’in Bam Teli programlarını yapan, herkul.org’u yöneten birisinin dövülmesi” her şeyi alt üst ediyor, gönüller kırılıyor.

GÜLEN’İN ZÜBEYİR GÜNDÜZALP’İ CEVDET TÜRKYOLU

Peki Cevdet Türkyolu kim?

Bazıları onu Fethullah Gülen’in Zübeyir Gündüzalp’i olarak tanımlıyor. Zübeyir Gündüzalp, Said Nursi’nin en yakınında olan, hizmetinde bulunan, Nurcu ağabeylerin bile saygı gösterdiği bir isim. Said Nursi’nin yanına kimlerin girip girmeyeceğini belirleyen kişi aynı zamanda. Said Nursi’nin manevi oğlu, zaman zaman “Said Nursi’den dayak yiyen”, bununla gurur duyan, Said Nursi’ye son derece sadık bir genç. Said Nursi’nin ölümünden sonra Nurcular’ı idare eden de Zübeyir Gündüzalp oluyor ve Tahiri Mutlu, Mustafa Sungur, Bayram Yüksel, Mehmet Fırıncı gibi abiler ona biat ediyor, lider kabul ediyor.

Cevdet Türkyolu da, aynı Zübeyir Gündüzalp gibi Fethullah Gülen’in her türlü ihtiyacını karşılayan, sıkça dayağını yiyen, Gülen ile kim görüşecek kararını veren kişi. Aynı zamanda Gülen’in yeğeni Mebruke ile evlendiği için damat olarak Gülen’in akrabası.

Osman Şimşek’in dayak yediğini ortaya çıkaran Ahmet Dönmez’e göre, Osman Şimşek’i döven Cevdet Türkyolu, “Sadakatinden hiçbir zaman şüphe edilmeyen biri. Vazgeçilmezlerden. Bugün Gülen’in yemeklerinden ilaçlarına kadar hemen her şeyini o koordine ediyor. En önemli özelliği, kampa giren çıkan herkesi onun belirlemesi. Kapı ondan soruluyor.

İstediğini içeri alıyor, istediğini almıyor. İstediğini Hocaefendi ile görüştürüyor, istediğini görüştürmüyor. Bazen en yukarıdaki isimler için bile giriş yasağı koyabiliyor. O istemezse çok önemli Cemaat yetkilileri dahi Gülen’le görüşemeden kamptan ayrılabiliyor.”

Said Nursi ile Fethullah Gülen’in farkı ise şu:

Said Nursi malı mülkü olmayan, hayatı sürgünlerle, hapislerle geçen, imkanı olduğu halde yurt dışına kaçmayan, milyonlarca gönüllüsü olmasına rağmen devleti ele geçirmek gibi hedefi olmayan bir alim.

Gülen ise, yıllarca “hasır üstünde yatıyor” diye anlatılmasına rağmen, hasırlı odalarının olduğu binlerce lüks binaların kâğıt üzerinde olmasa bile gerçekte gizli sahibi, adeta bir mülk ve para imparatoru. Evet bir zamanlar “hasır üstünde yatıyordu” ancak o hasırlar, kale gibi son derece büyük ve ihtişamlı binalardaki odalarda oldu hep.

Said Nursi sürgün ve hapislerde çile çekmeyi tercih ederken, Gülen yurt dışına kaçıp bir imparatorluğu yönetiyor. Kâğıt üzerinde malı mülkü görünmese de, binlerce mal mülk, villalar, dev gibi yapılar, milyarlarca dolar para yeğenleriyle evli damatlarının ve en yakın adamlarının üzerinde.

Zübeyir Gündüzalp, Said Nursi’nin en yakını olmasına rağmen, Said Nursi’nin malı mülkü parası olmadığı için gerçekten üstadına hizmetle geçiriyor ömrünü. Ona benzetilen Cevdet Türkyolu ise, aynı zamanda “manevi kayınpederi” Gülen’in “gizli kasalarından”, üstelik borsadan da kazandığını ifade eden cemaatin “süper” abisi. 30 milyarlık servetin, Türkiye’de 39, ABD’de 7 konutun sahibi, kendisi Mercedes arabalara, oğlu Ferrari’ye binen “süper zengin bir Zübeyir Gündüzalp”. Yani gerçek Zübeyir Gündüzalp fakirken, çakması süper zengin.

Cemaat “bilinçaltı olarak” Gülen’i (haşa) Peygamber, en yakınındakileri cennetle müjdelenmiş (güya) sahabelermiş gibi zihnen kabullendikleri için, en çok Hz. Muhammed ve sahabeleri gibi bir algıyla konumlandırıyorlar kendilerini. O yüzden kendilerine yönelik eleştiri yöneltenleri “ahiretle korkutuyorlar”, ahiretin sahipleri kendileriymiş gibi. Mesela Cevdet Türkyolu’nun mal varlığını dile getirenleri, yazanları “fasıklıkla” suçluyorlar. Hatta Türkyolu’nu sahabe gibi değerlendiren profesörler bile var. Prof. Dr. Ahmet Bedir şunu yazdı geçenlerde:

“Hz. Ömer, Hz. Muaz b. Cebel için “Anneler, Muaz b. Cebel gibi bir insan evladını doğurmaktan acizdir” der. Bu, onu ne mükemmel anlatan bir beyandır. Biz ise diyoruz: “Anneler, Cevdet Türkyolu gibi bir evladı doğurmaktan acizdir.” Allahım cümle münafıklardan aramızı fasl et! Amin!”

GÜLEN’İN ZAHİRİ VE BATİNİ İKİ YÖNÜ VAR

Cemaatin belirli kesimi bilinçaltı bu algıda. Açıkça demeseler de, zihinleri bu boyutta. Dil ile elbette “Gülen’in de hataları vardır” deseler de, zihnen (haşa) Peygamber gibi makama oturttukları için Gülen’in “günahsız, hatasız olduğunu kabullenmişlerdir” ve açıkça herkesin gördüğünü  görseler de, “elbette hatası vardır” savunmasıyla göremezler. Zira Gülen’in mutlaka bir bildiği, bir hikmeti vardır.

Bir de açıktan “Gülen’i Said Nursi, Cevdet’i Zübeyir Gündüzalp” gibi görenler vardır ki, bunlar Risale-i Nur kültüründen gelmiş kişilerdir. Onlar da Gülen’i Said Nursi ile bütünleştirmişlerdir, apaçık görünen farklılıkları ise göremezler veya metod farkı olarak değerlendirirler.

Ali Heyet ve abilerin yalnız bıraktığı Osman Şimşek daha sonra bir fırsatını bulup Gülen’e, Cevdet Türkyolu ile ilgili mektubu okur, ancak Cevdet Türkyolu da odadadır ve “Gülen’in huzurunda Osman Şimşek’e bağırır çağırır, münafıklıkla itham eder”. Gülen üç kişilik heyete havale eder, o heyetin başında Türkyolu’nun en yakını ve ortağı Mustafa Özcan’dır. Bu heyet Türkyolu’nu aklar. Türkyolu’nun “bir tane mülküm vardır” beyanını doğru kabul eder. Kapısının önünde Osman Şimşek’in dövülmesine, huzurunda münafıklıkla itham edilmesine ses çıkarmayan Gülen, olayı böylece çözümlemiş olur.

Gülen’in bir zahiri, bir de batini iki yüzü vardır. Zahiri yönü Osman Şimşek gibi mollalara, batini yönü ise Cevdet Türkyolu, Mustafa Özcan gibi para ve mülke sahip olanlara, yaşadışı işlere bulaşanlara, operasyonlara, darbecilere dönüktür. Zahirini görenler, onu “Hocaefendi” muhabbetiyle sevdikleri için, batini yönünü pek göremezler, görseler de bir hikmet ararlar. Tabanın büyük kısmı zahiri olanı bilir, batiniyi “iftira-bühtan” olarak değerlendirir, zihnen “Erdoğan’ı şeytanlaştırdıkları için” başka bir şeyi gözleri görmez.

Oysa Gülen zahirinden çok batinidir, görünmeyendir, gizlenendir, “Hocaefendi”’den çok, “Örgüt lideridir.”

O yüzden Cevdet’ler için Osman’lar feda edilir, tıpkı tabanın feda edildiği gibi.

yuzdeyuzhaber

Son Güncelleme: 25.03.2021 13:48
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol