Mustafa Sönmez: Taş Yiyeceğiz Taş...

Ekonomist Mustafa Sönmez, TÜİK'in paylaştığı işsizlik verileriyle ilgili, "Mayıs ayında tarımda istihdam artışı beklerken, kaçış görüyorsunuz. Son 12 ayda 302 bin kişi tarım istihdamından kopmuş. Tarımdan küstürmenin öteki adıdır bu" dedi.

Mustafa Sönmez: Taş Yiyeceğiz Taş...

Ekonomist Mustafa Sönmez, TÜİK'in paylaştığı işsizlik verileriyle ilgili, "Mayıs ayında tarımda istihdam artışı beklerken, kaçış görüyorsunuz. Son 12 ayda 302 bin kişi tarım istihdamından kopmuş. Tarımdan küstürmenin öteki adıdır bu" dedi.

16 Ağustos 2019 Cuma 00:16

Ekonomist - Yazar Mustafa Sönmez, Türkiye İstatistik Kurumu'nun yayımladığı, Nisan-Mayıs-Haziran dönemini kapsayan iş gücü istatistiklerini değerlendirdi.

Twitter hesabından grafik paylaşan Sönmez, "Çöküşe, erozyona bakar mısınız: Mayıs ayında tarımda istihdam artışı beklerken, kaçış görüyorsunuz. Son 12 ayda 302 bin kişi (mevsimsellikten arınmış olarak) tarım istihdamından kopmuş. Tarımdan küstürmenin öteki adıdır bu. Taş yiyeceğiz taş!" ifadelerini kullandı.

Sönmez ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumu da bir süre önce bakın nasıl anlatmıştı:

Türkiye ekonomisi yabancı kaynak girişi olmayınca büyümüyor. Çünkü bu Türkiye ekonomisinin özelliği; büyüme için iç tasarruflar yeterli değil, mutlaka dışarıdan para gelmesi lazım. 2000 öncesi yıllarda Türkiye’nin çeşitli problemleri dış sermayeyi uzak tuttu. Özelleştirme kanunları çıkmıyordu. Dolayısıyla ekonomi küçük küçük şeylerle ivmeleniyordu. 2001 Krizi, bu tıkanıklıkların önünü açan bir IMF müdahalesini getirdi. IMF; koalisyon hükümeti ve Kemal Derviş ortaklığında, yapılamayan özelleştirmelerin önünü açtı, kamudaki bu beş kara deliği daraltacak tedbirler getirdi. Buradan hareketle enflasyonu daha makul oranlara indirecek bir etki yarattı. Ama bu dehşetli ve acı bir reçeteydi. Toplumda çok ciddi şekilde can yakıcı özelliği oldu. 2002 erken seçimine giderken, seçmen bu koalisyonu oluşturan partilerden (DSP, MHP, ANAP) intikamını aldı ve onları baraj altına attı. Yeni kurulan AKP de yüzde 34 oy almasına rağmen baraj sisteminin azizliğiyle tek başına iktidar oldu. Böylece yeni bir dönem başladı. 

Bugüne gelen hikâyenin bir yükseliş dönemi var, bir de iniş dönemi. Yükseliş dönemi 2002’de başladı. 2001 Krizi arkada bırakılmış, defolar onarılmış, yabancılar artık özelleştirme, yatırım ve borç para vermek için gelmeye başlamış… Üstelik de koalisyonlar devri bitmiş ve tek parti iktidarı başlamış. Bu yıllardan itibaren Türkiye’ye Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir para girişi oldu. Bu para bolluğu, birdenbire AKP’ye depar imkânı sağladı. Para girişi, aynı zamanda dövizi de bollaştırdı ve döviz fiyatlarını aşağıya çekti. Dolayısıyla bol para, borçlanabilme olanağı, dövizin ucuzluğu gibi faktörler AKP’yi bir büyüme patikasına soktu. AKP burada kendisine alan olarak inşaatı, yani konut sektörünü seçti. Bu sektörden hızlı bir büyüme temposu yakaladı. Politik olarak bakıldığında, iş ve aş yaratan bir süreç olduğu için, seçmeni de yavaş yavaş arkasına aldı. 2002’de yüzde 34 olan oyları 2007’de yüzde 40’lara ondan sonra yüzde 50’lere yaklaştı. Sağlık hizmetlerinden yol yapımına ve birtakım sosyal yardımları artırmaya varan bir AKP portresi yaratıldı. Dolayısıyla AKP buradan prim topladı. 

Bu sonuçta iç talebi kullanan bir büyüme süreci. Herkesin cebinde kredi kartları, kolay borçlanmalar, krediye erişim imkânları… Bütün bu tatlı hayat dönemi, Korkut (Boratav) Hoca’nın deyimiyle ‘Dolce Vita’ dönemi, 2002’den 2013’e kadar geldi. 2008-2009’da kısa bir küresel kriz dönemi var ama orada da kurgu bozulmadı. AKP onu iktidarda tutan bu kurgunun, tek adam rejiminin kurulmasına imkân verebileceğini de gördü. Yavaş yavaş yasamayı ve yargıyı kontrolü altına aldı. Bir dönem Gülen Cemaati’yle bu işi götürürlerken sonra aralarında paylaşım kavgası çıktı ve onları da bir şekilde alt ederek sürdürdüğü siyaseti devam ettirdi. 

Tabii hikâyenin bir de dış çerçevesi var. Dış iklim AKP’ye bu süreçte yardımcı oldu. Çünkü dışarıda bir dönem para bolluğu vardı ve para gidecek adres arıyordu. Türkiye’yi borç verilecek ülkelerden biri olarak gördüler. Fakat 2013’ten sonra, küresel sistemin krizinin aşılmasının ardından şartlar değişti. ABD Merkez Bankası, “Krizi kontrol altına almak için bastığımız paraları yavaş yavaş toplayacağız” dedi. Faizleri yükseltmeye başladılar. Bu andan itibaren Türkiye gibi ülkelere gelen yabancı para yüzünü ABD’ye döndü. Bu denli para girişine alışmış bir Türkiye ekonomisi bocalamaya başladı. Çünkü yıllardır alınan dış parayla döviz üretilemedi ve bu para hep iç pazara harcandı. Sonuçta da borçlar ödenemez duruma geldi ve Türkiye riskli ülke oldu. 2013 sonrasında kısmi iniş çıkışlarla bocalama dönemi başladı. O döneme kadar, konut, inşaat ve kent yatırımlarıyla büyüyen bir AKP sermayesi de çıkmıştı ortaya. Politik olarak da iktidar sendelemeye başladı. 2013’te Gezi Ayaklanması bunun bir örneğiydi. Sonra Gülencilerle çatışması nedeniyle bir kan kaybı yaşadı. Kürt siyasetiyle olan ilişkisinde de sarsıntılar oldu. Bütün bunlardan sonra AKP’nin kimyası da değişti. Daha otoriter bir iktidar haline geldi.

ecag0mvxsaatokr.png

yuzdeyuzhaber

Son Güncelleme: 16.08.2019 01:10
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol