banner1037
PEYGAMBERLERE TERÖRİST DERLERDİ...
Hocam sizin temel vurgunuz insanlara biriktirmeyin, infak edin, paylaşın şeklinde.. Peki bu günümüzde ve özellikle de çoğunluğu normal geçimini dahi güçlükle sürdürenlerin oluşturduğu bir Türkiye’de mümkün mü?

Şimdi bizim biriktirmeyin ihtiyaçtan fazlasını verin dediğimiz kimseler, ihtiyaçtan fazla birikimi olan kimselerdir. Adamın zaten ihtiyacı var. Biz ona biriktirin demiyoruz ki. Yani elinizdeki, avucunuzdakini, çoluk, çocuğunuza vereceğiniz olanı da kaldırıp başkasına verin değildir bizim söylediğimiz. Aslında benim bu noktada söylediğime Türkiye halkının yüzde 85’i girmiyor. Biriktirmeyiniz sözünü söylediğimde yüzde 85 buna muhatap değil çünkü yüzde 85’in birikimi yok zaten. Türkiye’de bir azınlık var. İstanbul’un yüzde 72’si bütün ömrünü kira ve borç ödemek için uğraşıyor.  Yetmiş milyon nüfus var 73 milyonu geçmiş kredi kartı kullananların sayısı. İnsanlar bankalara köle haline getirilmiş, kredi kartı kölesi haline dönüştürülmüş.  


Yani büyük çoğunluğu yoksulluk içerisinde.. Evlerine ekmek götürebilmenin uğraşı içinde…

Şöyle bir şey düşünün. Yoksul adam, evine ekmek götüremeyen bir dindar geliyor ve bana diyor ki; “Hoca senin bu söylediklerin olursa komünizm gelir.” Peki diyorum komünizm gelince ne olacak? Niye korkuyorsun? “Olur mu o zaman gelip malımızı mülkümüzü mü elimizden alacaklar” diyor. İyi de senin malın mülkün var mı? Sen yoksul dindarsın. Ayağında kara bir lastikle dolaşan adamsın. Ömrün boyunca bir malın mülkün olmadığı gibi bundan sonra da olacağa benzemiyor.  Olması mümkün değil. Peki sen neden korkuyorsun? Ben de ona diyorum ki hiç olmazsa kendi korkularınla yaşa. Bu yaşadığın korkular sana ait korkular değil ki! Yani oturduğu ahır sekisi, çağırdığı İstanbul türküsü derler. Malım, mülküm elimden gider diyen adamın cebinde ekmek parası yok. Üç gündür de evine ekmek götüremiyor. Bu kapitalistler öyle bir düzen kurmuşlar ki, kendi korkularını bile bize satmışlar.  Yoksul kendi korkusuyla yaşamıyor. Korkularımız dahi onlara ait.


Ama o bahsettiğiniz yüzde 15’lik elit kesimin lüks yaşamları, kusursuz ve sorunsuz görünen ve hergün televizyonlarla evlerimize taşınan yaşamlarına özeniyor insanlar. Haksız da değiller hani!

Peygamberimiz Mekke’de zor duruma düştüğünde ve etrafına garibanlar, yoksullar, düşkünler toplandığında kendisine gelmiş bir ayettir bu söyleceğim. Kuran’ı Kerim diyor ki; Onların kadınlarına, zevcelerine ve kendilerini nemalandırdığımız altınlarına, mallarına gözünü dikerek, imrenerek sakın bakma. Onların zenginliklerine, lüks ve şatafat dolu hayatlarına imrenme, özenme diyor yani. Bu özenti olduğu zaman alternatif olamazsınız. İşte mevcut iktidarın yani AKP iktidarının ruhunda yatan şey de bu özentidir.  Bunun kapitalizme alternatif olması mümkün değildir. Olsa olsa abdest aldırıyor olabilirler. Çünkü onların zenginliklerine özeniyorlar ve diyorlar ki; biz de onlar gibi olmalıyız. Sarayın karşısına saray dikmeliyiz. Sadece bizim saraylarımızda mescid olmalı. Onların kadınları gibi kadınlarımız olmalı. Sadece bizim kadınlarımızın başı kapalı olmalı. Ama onların yaşadığı gibi yaşamalı. Onların oturduğu, kalktığı yerde oturup, kalkmalı. Onların bindiği arabalara binmeli, gittiği yerlere gitmeli, giydiği markaları giymeli. Kuran’ı Kerim diyor ki, onların bu yaşantılarına sakın özenmeyin. Özenirsen alternatif olamazsın. Çünkü bu hayat haram bir hayattır. Emeği sömürmeden ve kul hakkı yemeden böyle bir hayat sürmen mümkün değildir. 


Ama egemenler bu da bizim kaderimiz diye açıklıyorlar durumlarını. Allah bizi de bu mallarla sınıyor diyorlar...

Helalinden zenginlik mümkün değildir.  Mutlaka sömürü vardır. Bir adam şu dört şeyi yapmadan asla zengin olamaz. Bir faiz geliri olmadan. İki emeği sömürmeden. Yanındakinin emeğini sömürmeden. Üç kamu imtiyazı kullanmadan. Dört bilgi tekeli oluşturmadan bir adam nasıl zengin olabilir? Bunları yapmadan zengin olman mümkün değildir. Bu dördü de haramdır. Kapitalizmin kökeninde yatan budur. 
Ancak buna sahip olanlar mutlu olarak bilinenler, herkesin özendiği kimseler…

İnsanlar kapitalizm olmadan da mutlu olabilirler, müreffeh olabilirler, tatmin olabilirler. Hayattan zevk alabilirler. Bunun yolu sadece lüks yaşam değildir. Tam tersi bu insanı sıkıntıya sokan bir şeydir. Zengin olursun zenginliğim evimden gidecek diye kapına kameralar koyarsın, caddelerde, sokaklarda içinden geldiği gibi gezemezsin. Sen bir kölesindir haberin yoktur.


Bankaları nereye oturtacağız bu durumda?

Günümüzün tefeci bezirganları bankalardır. İnsanlara, paraları bankalarda biriktirip, ihtiyacı olan şeyi banka olan yere toplayıp, sonra da insanlara gelin demesi tefeci bezirganlığın ta kendisidir. İhtiyaçları istismar ederek, onları sömürmektir. Kuran’da bir kıssa vardır. Yusus kıssası. Tevrat’ta da vardır. Tevrattaki kıssaya göre Yusuf’a denilir ki bolluk zamanında biriktir kıtlık zamanında elinde olanlarla, elinde olmayanları köle olarak satın alırsın. Zihniyete bak. Kuran’da ise, bolluk zamanında biriktir kıtlık zamanından başkasına köle olmaktan insanları kurtar. Mantık tamamen değişiktir.  Bankacılığın mantığı budur yani. İnsanları köle yapmaktır. Bu tefeciliktir. Kuran bunu şiddetle reddedilir. Kuran’da izin alınmaksızın savaşın sadece faiz yiyenlere karşı açılabileceği vurgulanır. Savaş izne tabidir. Müslümanlar, Mekke’den kovuldukları zaman ancak izin gelince ellerine kılıç alabildiler. Ama faiz yiyenlere savaş açmıştır Allah ve resulü denir. Sen de yok ben de var hem de fazlasıyla var. Sana diyorum ki gel sana vereyim ama sen de hergün beni evime sırtında taşıyacaksın diyorsun.


Peki gelelim siyasete hocam. Söyleşimizin başında insanlara Kurani ilkeler ışığında idareci profilini çizmiştiniz. AKP iktidarının ülkeyi getirdiği nokta da malumunuz. Kendisini muhafazakar ya da dindar olarak tanımlayan birinin siyasi kulvarı yine de AKP tarafı mıdır?

Şimdi AKP’ye, CHP’ye, MHP’ye ya da bir başka partiye oy verilip verilmeyeceği meselesi direk dinden çıkarılacak bir sonuç değildir. Buna kişinin kendisi karar verecektir. Kuran’i ilkelere bakacaksınız. Kamu imtiyazı kullanan ve yalan söyleyene oy vermeyin diyor Kuran. Şimdi birisi çıkıp şöyle diyebilir. Bu iki özellikte var ama adam bizim partiden. Ne yapacağız? Zaten bütün sorun da bu Türkiye’de.  Adam kendi şahsına para biriktiriyor kamu imtiyazı kullanarak ve bir yalan söylüyor fakat bizden… Mesela Aleviysek Alevi, Sünniysek Sünni, CHP’liysek Kemalist, AKP’liyse dindar… 


"SARHOŞ İLE ANLAŞIRIZ YETER Kİ KALLEŞ OLMASIN"

Peki ne yapmak gerekiyor? 

Bizim Gezi’de yaptığımızı yapacaksınız. Bunun Türkiye’ye verdiği mesaj şudur: İktidara muhalefet etmek kolaydır. Senden olan iktidarın zulmüne, yolsuzluğuna, hırsızlığına muhalefet et de görelim. Herkes kendinden olmayan iktidara  çok rahat muhalefet eder. Atar, tutar. CHP, AKP’ye veryansın ediyor. Yarın CHP iktidara geldiğinde, sopa CHP’lilerin eline verildiğinde Gezi Parkı’na AVM yapmak istediğinde bir CHP’linin evinde para sayma makinası, ayakkabı kutusu bulunduğunda ne yapacaksınız?  Ki daha önce İSKİ’de bir benzeri oldu, olmadı değil. Ne yapacaksınız? İşte bizim Gezi’de yaptığımızı yapacaksınız. Yapmazsanız bizim söylediklerimizin çoğu boştur. Gazel okumaktır. Biz bedel ödeyerek, risk alarak, kendi bulunduğumuz 30-40 yıllık mahallemizi karşımıza alarak çıktık. Evet bizdendir, Cumhurbaşkan’ı bizzat benim memleketlimdir, gençlik yıllarından beri tanıdığımdır, aynı cemaatlerden, aynı teşkilatlardan, aynı dini iklimlerden büyüyerek geldik, duvarlara beraber sloganlar yazdığımız milletvekilleri var, bunlar şimdi ağaçları yıkmaya, parkları yok etmeye, oralara AVM, rezidans dikmeye ve bütün bir şehri,  rant bölüşümüne dönüştürmeye kalktılar ve biz buna itiraz ettik. Ve orada daha önce hiç beraber olmadığımız insanlarla beraber olduk. Ve bize dediler ki, sarhoşların içinde ne işiniz var. Onlar bira içiyorlar, Müslüman adam biran içen, sarhoş adamlarla olur mu dediler? Biz de dedik ki; sarhoş olsun anlaşırız, yeter ki kalleş olmasın!


Ülkede eskiden irtica diye bir tehlikeden bahsedilirdi şimdi ise yolsuzluk, rüşvet başı çekiyor.. İrtica mı yolsuzluk ve rüşvet mi daha tehlikeli?

Türkiye’de irtica siyasi bir kavramdır. Neyin irtica olduğunu size söyleyeyim. 1920’de meclis açılmıştır. Meclisi kapatmak irticadır bana göre. Çünkü 1920 öncesine dönmüş oluyorsunuz.  Dolayısıyla 1961 de dahil olmak üzere bütün darbeler irticai kalkışmalardır. Meclisi kapatıyor, 1920 öncesine dönüyor, Anayasa’yı kaldırıyor, 1921 öncesine dönüyor. Kim meclisi kapatıyorsa, kim Anayasa’yı rafa kaldırıyorsa esas irticai geriye gidiş bunlardır. 


O zaman yolsuzluk bağlamında sizin şu müthiş put tanımlarınız aklıma geldi. Güç, otorite ve para… 

Lat, Uzza ve Menat. Bunlar bugün artık yerinde yoktur. Gittiğiniz zaman artık Mekke’de bunları göremezsiniz. Peki o zaman bunların isimleri Kuran’da niye yeralmaktadır? Lat kelime anlamı ile baktığınızda otorite demektir. Uzza güç demektir. Menat da para demektir. Dolayısıyla Kuran’ın put dediği şey bu üçüdür. Birşeyi fetişleştiriyorsan otorite haline geliyorsa, gücü yüceltiyorsan bir de paraya taparcasına değer veriyorsan onlar senin putların oluyor. Otorite arayışından emperyalizm doğuyor.Dünyaya nizam verme hastalığ Güç’ten faşizm doğuyor. Paraya tapmaktan da kapitalizm doğuyor. Günümüzün üç yaşayan putu bunlardır. Emperyalizm, faşizm ve kapitalizmdir.  Bunlar etrafındaki tüm semboller bunların yansımalarıdır. Bunlar iç içedir. Biri diğerini doğurur. Otorite olmak için güç lazımdır. Güç için de para gerekir.  


Peki hocam biriktirmeyen, paylaşan, infak eden insanlar da var sonuçta bu dünyada. Belki azınlıktalar ama varlar. Bunların bazılarının din ile ilgisi yok ya da toplum onları Müslüman olarak nitelemiyor, dinsiz diyor. Gerçekte Müslümanlık dünyevi sıfatlardan mı ibaret?

Müslüman kelimesi tartışılması gereken bir kavramdır. Bana göre insanlar amelleri ile yargılanacaklardır, isimleri ile değil.  Hatta inançları ile değil. Yalnızca amelleriyle. Çünkü o inançların zaten o amelleri size yaptırması gerekiyordur. Yani Allah size senin adın neydi, hangi partiye oy verdin, hangi ideolojiye sahiptin, sana ne diyorlardı sağcı mı, solcu mu, Müslüman mı, Yahudi mi, Hristiyan mı diye sormucak? Bunlar insanların birbirine dünyada taktığı isimlerdir. Allah bu isimlere bakmayacak. Onlar bizim birbirimize taktığımız dünyevi isimler, sıfatlar. Sonra Allah bizim içimizdeki inançlara da bakmaz.  Burada inancın var ama o inanç orada gömülü duruyor, ben napayım onu.  Davranışlara bakacak. Yani ben sana nasıl davrandım? Yalan söyledim mi, kandırdım mı, kul hakkı yedim mi? Nasıl davrandın, ne yaptın, bunu soracak. Dolayısıyla insanlar davranışlarına göre yargılanacaklarına göre, davranışlarına göre cennete alınacaklarına göre lütfen davranışlara dikkat ediniz. Eğer bu bakımdan mal ve infak eden, paylaşan, bölüşen bir adam yolun yarısını geçmiştir. Tamamen kendimi Allah yerine koyarak da cevap veremem ama nereden baksan yüzde 50’si kurtulmuştur. Allah’ın bütün istediği işleri yapıyor fakat dünyada insanlar nezdinde dinsiz olarak görülüyor. Bunun bir önemi yok. Allah amellere bakacak. Hanginiz daha iyi amel işliyor diye hayatı ve ölümü var ettim diyor zaten.  



"GÜNÜMÜZDE PEYGAMBERLERE FAŞİST VE TERÖRİST DERLERDİ..."

Ya sosyalistler? Biliyorsunuz onlar genelde dinden uzak durur. Öcü gibi dururlar. Dindarsanız genelde sağcısınız gibi tuhaf bir algı yerleşmiş. Hem iyi bir Müslüman hem de solcu olmak mümkün müdür?

Tabiki onlarla da konuşuyoruz, görüşüyoruz. Biraz kablolar yanlış bağlanmış vaziyette. Biz bunları yeniden bağlıyoruz. Günümüz dünyasında İslam’ın ekonomik, politik duruşu sol, sosyalist politikaya yakın bir duruştur. Asla kapitalist bir duruş değildir. Ama günümüz insanlarının büyük çoğunluğu İslam sanki kapitalizmi onaylıyormuş gibi görüyor ve davranıyor. Hayır öyle değil. Biz burada başka bir yorum getiriyoruz. Bir Müslüman solcu olabilir, sosyalistte olabilir. Namaz kılar, oruç tutar, hacca da gidebilir, paylaşır, bölüşür. Dini bütün bir insan olabilir ama solcu, sosyalist de olabilir. Bunun yolu açıktır da. Bana göre yakışır da. Ama biz de nasıl olmuşsa enteresan bir şey gelişmiş.. Solcuların dinden ödleri kopar, dindarlar da solu duyunca irkilir. Sol elle ekmek yenmez, sol elle şu yapılmaz, bu yapılır, ne kadar pis iş var sol elle oluyor ne kadar iyi iş var sağ elle oluyor. Bu telkinlerle büyüyen adam da ben solcuyum diyemiyor. Bunların hiçbirinin astı astarı yok ki. Bunlar temel öğretiler değil. Bunlar örftür,  kültürdür, gelenektir. Eğer öyle bakacak olursan insanın kalbi de soldadır. Allah en önemli organı sola koymuştur.  Vazilet arayacaksak buna da bak. Ama çağımızda sol ve sosyalist değerler İslam’ın özünde olan değerlerdir zaten. Emeğin değeri.. İnsanlar doğaya, toprağa, ateşe, suya ve insana bakışı ile sağda mı solda mı durduklarını belli ederler.  Bunlar son 150-200 yılda ortaya çıkmış kavramlardır. Günümüzde eğer peygamberler gelseydik lehul mülk dedikleri için komünist, la ilahe dedikleri için anarşist, sizin tanrılarınızı ve ilahlarınızı reddediyorum dediği için ateist ve bedir ve uhud savaşlarına çıktığı için de eline silah alıp terörist denecekti. 

Zamanın egemenlerinin peygamberlere yönelik ithamları bunlar olacaktı. Her dönemin egemenlerinin bir takım ithamları olmuştur. Zamanın egemenleri de bunları söylüyordu. Ebu Cehil peygambere dinsiz diyordu. Ebu cehil muhafazakar ve sağcı bir adamdı. Namaz kılıyordu, oruç tutuyordu, gusül abdesti alıyordu, hacca gidiyordu, sarıklıydı, cübbeliydi. Gül yağı kokuları ile geziyordu. İnşallah, maşallah diye konuşuyordu. Dua ediyordu, ‘Yarabbi bu servet düşmanını, dinsizi helak eyle. Eğer bize yardım etmezsen senin evine hizmet edecek başka bir kabile olmayacak yeryüzünde’ diyordu.  Ve peygamberden dinsiz diye bahsediyordu. Ve bu adam Mekke’nin bilinen muhafazakar ve sağcı adamıydı. Şimdi bunu tam tersine çevirdiler. Solcu kimdir dersen dinsiz, imansız diye anlıyor. Sağcı kimdir dersen dinar, dinibütün, namaz kılan, oruç tutan diye algılanıyor. 


Bu söylemlerinize kamuoyunun ilgisi büyük. Peki amele dönüşecek mi sizce bu mesajlarınız, ne düşünüyorsunuz?

Biz  bu ülkenin tarihinde ilkler yaptık. 2011 Ramazan’ında lüks otellerin önünde protesto iftarları yaptık. Ben de yeraldım, konuşmalar falan yaptım. 2012 1 Mayıs’ında yürüyüşe katıldık bu da ilk defa olan bir şeydi. İlk defa bir grup ölen işçiler için gıyabi namaz kıldı. İlk defa bir grup Gezi Parkı’nda namaz kıldı, kandil kutladı, yeryüzü sofraları oluşturdu. Ve bunu dine uzak çevrelerin katılımıyla yaptık. Bunlar ileri de çok daha fazla tartışılacaktır. Bir etkileşimi bilinçlenme devam ediyor. Biz bir tohum ekiyoruz. Tutup tumayacağını hepimiz göreceğiz.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.