banner1668

Seçim nedeniyle artık dini mekânlar da siyasete alet edilir oldu. Camilerde her fırsatta AKP genel başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları için dualar ediliyor. Bu zincire İstanbul, Eyüp Sultan Camii imamı da katıldı ve İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım için şöyle dua etti. “Allah rızası için... Binali başkanımızın başarılı olması için... El Fatiha.” 
İmamlar elbette dua edebilirler ama imam şöyle dua etseydi daha birleştirici ve kucaklaştırıcı olmaz mıydı? “Allah rızası için… Yaklaşan seçimlerin ülkemize, milletimize hayırlar getirmesi için… El Fatiha.”  Ama imam ne yapıyor, biraz da safını belli etmek için AKP adayına adını da zikrederek dua ediyor, ayrımcılık yapıyor. Oysaki ibadethanelerde Allah’ın adının dışında bir ad zikredilemez. İbadethaneler yalnızca Allah’a ibadet etmek için vardır, siyaset yapmak için değil. 
 
Eyüp Sultan imamını geçtik de birkaç gündür sosyal medyada dolaşan bir video var ki, insanın kanını donduruyor. Burada dua eden imam kılıklı biri, sözleriyle bölücülüğün en tehlikelisini sergileyerek AKP’ ye oy vermeyenleri kâfir ilan ederek şöyle dua ediyor: 
“Ya Rabbi, seçim vardır. Hak ile Bâtılın savaşıdır. Fazlı Kereminle reisimiz ve cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarına yardım et ya Rabbi! Bu seçimlerden zaferle çıkmamıza yardım et ya Rabbi! Her türlü eşyanın şerrinden kendisini muhafaza eyle!” 

Kerameti kendinden menkul şahsa göre “Hak” dediğinin Erdoğan, arkadaşları ve onlara oy verenler,” “Bâtıl” dediğinin ise en başta CHP olmak üzere muhalefet partileri ve bu partilerin mensupları olan vatandaşlar olduğu anlaşılıyor.

İmam, duasının devamında hem “ümmete birlik ve beraberlik” diliyor hem de Erdoğan’a oy vermeyenleri üstü kapalı olarak “yanlış yola sapmakla” itham ediyor. Ve duanın en can alıcı ve tehditkâr noktası da işte bundan sonra başlıyor:

“Biz biliyoruz ki bu İslam’la küfrün savaşıdır. Fazlı Kereminle bu savaşta İslam’ın galip gelmesini nasip eyle!”

Bu kişiye göre Erdoğan ve taraftarları İslam yani Müslüman, diğerleri, yukarıda belirttiğimiz kesim küffar yani “Müslüman olmayanlar, kâfirler”…Neredeyse yüz 99’u Müslüman olan ülkenin yarısını “İslam dininden olmamakla” itham ediyor.

İmam hızını alamıyor ve duasına devam ederek, işi iyice azıtma noktasına getiriyor:

“Ya Rabbi, kâfir gûruha fırsat verme! Onlara bir başkanlık, bir muhtarlık dahi nasip etme!”

Kâfir: “Tanrı'nın varlığını ve birliğini inkâr eden kimse” demektir. Yani bu fikri sapkına göre bu ülkenin Erdoğan’a oy vermeyen kısmı, Tanrı’nın varlığını ve birliğini hâşâ inkâr ediyor. Onu dinleyenler de bu duaya canı gönülden “âmin” diyor. Bir kişi de çıkıp demiyor ki, “Ya hoca, sen ne dersin? Bu insanlara iftira atmaktasın? Nereden biliyorsun bu insanların kâfir, küffar olduğunu? “ Dinleyenler de belli ki zulüm karşısında susan “dilsiz şeytan”…

İmam burada iki türlü bölücülük yapıyor:  
Birincisi İslam adına bölücülük ki PKK teröründen daha tehlikelidir. İnsanları “kâfir-müslüman” olarak ayrıştırıp, Allah korusun, birbirlerine saldıracak hale getirir ki, İslam adına saldırdıklarını zannedenler kendilerinin “cihad” yaptığı zannına kapılıp, en ufak bir pişmanlık ve vicdan azabı dahi duymazlar. 
İkincisi ise insanın özgür iradesine yapılan bölücülüktür ki burada insanlar, iktidar dışındaki partili kimliklerini dışa vurmaktan, bu konuda siyasi fikir beyan etmekten çekinirler. Hatta korkudan iktidar partisine oy verirler ki bu insanın özgür iradesine vurulan acımasız bir darbedir. 

Bu imam 40 yıl tövbe edip, 40 hamamda yuğunsa da attığı iftiranın vebalinden kurtulamaz. Milyonlarca insanın hakkına girmiştir ve her birisinden tek tek helallik almak durumundadır…
Biz işin bu tarafıyla ilgilenmiyor kendisini Allah’a havale ediyoruz. Ancak bu ülkenin Cumhuriyet Savcıları’nı da göreve davet ediyoruz. Bu şahıs, halkı kin ve nefrete teşvik edip bölücülük yapmaktadır ve bu tarz bölücülüğün sonucu şiddet içeren eylemlere kapı aralar. Kim bilir bu şekilde medyaya yansımayan daha kaç olay vardır bilmiyoruz.  Bildiğimiz bir şey var ki o da bu şahsın yargılanıp, adalete teslim edilmesi gerekmektedir. Biz eminiz ki bu tarz kişilerden Cumhurbaşkanı’ da rahatsızdır.  
Burada elbette en büyük görev Diyanet’e düşüyor. Diyanet gariban emeklinin promosyonuyla uğraşana kadar camilerde ki söylemlere dikkat etmelidir. Camiler, nefret değil sevgi söylemlerinin yaygınlaştırıldığı bir eğitim kurumlarına dönüştürülmelidir. Ama bu Diyanet ile ne yazık ki bu çok da mümkün görünmemektedir. 

Yazıyı rahmetli Prof. Salih Akdemir’in bir cümlesi ile bitirmek istiyorum:

“…Yeryüzünden barış ve kardeşliğin hüküm sürmesini istiyorsak, bütün çabalarımız,  sevgiyi insanların kalplerinde egemen kılmaya yönelik olmalıdır.” 

Sonuçta bu bir seçimdir. Kim kazanırsa bu ülkeye hayır getirsin demekten başka bir sözümüz olamaz. Ama İslam bir sevgi dinidir. Nefret dini değildir. Ve Allah, yeryüzünde bozgunculuk ve fesatlık çıkartanları, din kardeşlerine iftira atanları sevmez.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol