banner1037
Öne Çıkanlar Milletvekili tokat attı BDP Milletvekili Sebahat Tuncel ebru gündeş dap yapı Elizabeth Kendal Diyarbakır

TAYYİP ERDOĞAN EZBER BOZDU!

Erdoğan ezberi bozdu!..

Türkiye'de din sorunu yoktur.
Türkiye'de itikat sorunu yoktur.
Türkiye'de Selefi/Vehhabi sorunu vardır.
Ne yazık ki…
“Bizim Mahalle” akademisyenleri, gazetecileri -kaba bir materyalizmle- teoloji 
konusuna hep uzak durdu. Oysa, insan bilinci toplumsal bir üründür. Bu sebeple 
din'in ideolojik ve sembolik “dilini” kavramak şarttır…
“Karşı Mahalle” ise, düşünsel duygusallığı bir türlü aşamıyor; hurafeyi gerçek 
sanıyor.
Öyle ki:
Sünnilik ile Selefilik farkının ayırdında değiller. (İçinde Matüridilik olan 
Sünniliğin, Selefilik ile yan yana durması imkansızdır. Ama. Konumuz gereği 
meselenin dini değil politik yönünü ele alacağız…)
18'inci yüzyıl son çeyreğinden itibaren Sünnilik içinde -siyasi ve itikadi- 
derin ayrışma yaşandı. Muaviye'nin Emevi devletini diriltmeyi rehber edinen 
Suudiler, Sünniliği tasfiye ederek -kafasına göre uydurdukları- Selefiliği 
“kimlik” edindi.
Osmanlı, Sünnilik dışında gördüğü bu Emevi takipçilerine “Vehhabi” adını verdi.
Osmanlı'nın çöküşüyle Vehhabi hareketi salt Suud Krallığı'nın “ideolojik 
çimentosu” olmadı.  Bu başarı siyasal-mezhepsel yeni bir “görüşün” doğmasına 
neden oldu.
Öyle ya… Sünni Osmanlı ölmüştü.
Suudiler eliyle Selefi/ Vehhabilik “İslami kurtuluş” algısıyla Müslümanların 
fikri hayatına sokuldu. Afgani'den Abduh'a bu düşünceyi entelektüel alana 
sokanların İngiliz emperyalizminin gölgesinde yaşamaları bu büyük stratejinin 
ardında kimlerin olduğunu açıklıyor! (Türkiye'de çok konuştuğumuz eğitim-öğrenim 
yoluyla köklü dönüştürme Muhammet Abduh'tan Gülen ve Erdoğan'a uzanan bir 
anlayıştır! Neyse…)
Sünnilerin zihin dünyası 20'nci yüzyıl itibarıyla hızla Selefi/Vehhabilik ile 
dolduruldu.
Selefi/Vehhabi çizgisi, İslam'ı ideolojik araç haline getirip siyasal düşünceden 
günlük hayata dair tek belirleyici oldu!
Sünnilik sadece ibadet alanıyla sınırlandırıldı…
Hele…

Nakşibendi savruluş

Yıl, 1979.
İran Devrimi, İslam dünyasında köklü siyasal dönüşüme sebep oldu. 
Anti-emperyalist Şii politik tavrın karşına, “Sünnilik” yalanı altında 
ABD-İsrail destekli Selefi/Vehhabilik hareketi çıkarıldı.
İslam coğrafyasında “devrim” sempatisinin önünü kesmek için, Afganistan'da Kızıl 
Ordu'ya karşı savaşan “özgürlük savaşçısı” Taliban rüzgarı estirilmeye başlandı.
Türkiye gibi ülkelerde İran Devrimi'ne sempati duyanlar yok edildi; diğer yandan 
Selefi/Vehhabi düşüncesini benimseyenlerin önü açıldı. Erdoğan bu isimlerden 
biriydi. Düşüncel dünyasını Suudi Arabistan'da, Mısır'da eğitim görmüş -M.Emin 
Saraç gibi- isimler oluşturdu. (Ayrıntıları “Kayıp Sicil” kitabımda yazdım…)
Seyyit Kutup ve Mevdudi gibi Selefi/Vehhabi çizgisinde olanların kitapları MİT 
eliyle çevrilip dağıtıldı. Örnekler çok; bu bir empeyalist stratejiydi:
Bu amaçla Ankara İlahiyat Fakültesi'nin müfredatının nasıl değiştirildiği sır 
değil. YÖK'ün felsefe, kelam derslerini neden gözden düşürüldüğü sır değil. 
Keza.
İmam hatiplere en büyük desteği 12 Eylül 1980 darbesinin destek verdiği bilinir 
de bu okulların derslerindeki değişim hiç gündeme getirilmez!
Sünniliğin kalesi Nakşibendilik bile, -Halidiyye ekolüyle- hızla 
Selefi/Vehhabiliğe savruldu. Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevi'den sonra Nakşibendi 
Gümüşhane Dergahı'nın bu çizgiye nasıl çekildiği de ayrı çalışma konusudur. 
Neyse… Sonuçta…
İngiliz stratejisinin ürünü Selefi/Vehhabili ekolü bugün IŞİD ile, Ortadoğu 
haritasını değiştirmenin gerekçesi olarak emperyalistler tarafından kullanılmaya 
devam ediyor.
Tüm bu bilgileri vermemin sebebi şudur…

Hiç kolay değil

Barzani, Nakşibendi Kürt Halidiyye ekolünden. Yani, Selefi/Vehhabi çizgisinde. 
Anayasasına “dört eş almayı” yazdıran anlayışa sahip.
Suudilerin arkasında duran İsrail'in, bugün Barzani'yi desteklemesi tesadüf 
değildir.
Evet, Erdoğan Barzani'nin oyununa geldi.
Barzani, Erdoğan'dan, “Bağdat'taki Şiiler bizi boğmak istiyor” diyerek 
“mezhepsel” destek aldı.
Ne yazık ki… Düşünsel iklimi Selefi/Vehhabi havasında “yeşeren” Erdoğan, Irak ve 
Suriye'de taraf oldu.
Ancak.
Aynı Erdoğan, -umarım bu yine günlük pragmatik politik manevra değildir- oyunu 
bozdu. Barzani'ye beklemediği kadar sert tepki gösterdi.
Bununla kalmadı:
Gerek İran ve gerekse Bağdat yönetimiyle ortak hareket etmeye başladı. Bu 
emperyalizmin “böl ve yönet” stratejisine vurulmuş sert bir tokattır. Çünkü…
Mesele sadece politikayla sınırlı değildir.
Emperyalizmin gölgesindeki Selefi/Vehhabi hareketine körü körüne biat 
edilmediğinin/bağlanmadığının sembolik işaretidir. Yıllarca… En büyük düşmanı 
gördükleri Şiiler ile Ortadoğu politikaları konusunda el sıkışan Erdoğan var 
karşımızda.
Bu basit ve kolay duruş değildir. Müslüman dünyasında farklılığa ve çeşitliliğe 
karşı düşmanca tavır alan Selefi/Vehhabi hareketine karşı tarihsel çıkıştır.
Umarım:
12 Eylül'le başlayan Özal'la devam edip Erdoğan'la büyüyen emperyalizm 
gölgesindeki Selefi/Vehhabi hareketinin gerçek yüzü ülkemizde bütünüyle ortaya 
çıkarılır.
Umarım:
Bu sadece politikayla sınırlı kalmaz. Erozyona uğratılan Sünnilik silkinip 
gerçek itikat çizgisine döner.
Hep yazdım:
“Türkiye İran Olmayacak” sloganı bir CIA-MOSSAD üretimidir.
Ne Türkiye, İran olsun…
Ne İran, Türkiye olsun…
Ortadoğu'nun kadim uygarlıkları emperyalizme karşı el ele versin!

(Soner Yalçın)

yuzdeyuzhaber

Loading...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.