banner832
Öne Çıkanlar Milletvekili tokat attı BDP Milletvekili Sebahat Tuncel lehul mülk utanç önergesi yaşar nuri

'ÖLÜ YA DA DİRİ OLMASI FARKETMİYOR'

" AK Parti, Erdoğan'ın tacıydı. Onlara göre tacını kaybeden kral başını kaybetmekten kurtulamaz! Erdoğan'ın ölü ya da diri olması farketmiyor."

'ÖLÜ YA DA DİRİ OLMASI FARKETMİYOR'

İşte İnternethaber'in Yazarı Süleyman Özışık'ın o yazısı:

Erdoğan'ın "One Minute" diyerek dünyanın gözü önünde rezil ettiği İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, seçim sonuçlarına çok sevindiğini açıklıyor. 

Gezi ayaklanmasına "Türkiye Baharı" diyen uluslararası gazete ve televizyonlar, hezeyanlar içinde zafer çığlıkları atıyor.
Biri, "Yeni bin yılın Selahaddin Eyyübi'si son metroda durduruldu" diyor. Bir diğeri, "Sultan'a şamar. Türkiye'de heyelan ve dönüm noktası" diye manşet atıyor. Öteki ise "Erdoğan, Türkiye'deki seçimlerde küçük düşürüldü" diyor. Beriki, "Nihayet Türkiye eski güçsüz dönemine geri döndü" diyerek amaçlarının ne olduğunu açıkça faş ediyor!

Türkiye içinde de durum pek farklı değil. Siyasi partiler hükümeti kurmaktan ziyade herkes Erdoğan'ı Cumhurbaşkanı Külliyesi'nden indirme peşinde...

Medya ise kan susuzluğu çeken vampirler gibi saldırıyor. Sözleri bir bıçağın ağzı kadar keskin!

Paralel medyanın bazı elemanları, "Onu aşağılayarak indirin. Saray'ın etrafını sarın!" diye akıl veriyor. Önder Aytaç isimli bir başka ebleh, "Kaleminiz kırıldı" diyor. 

Merkez medyanın her bir ferdi twitter üzerinden vurdukça mutlulukla cıvıldıyor. Erdoğan'a çevirdikleri gözlerinin altında bir cehennem fokur fokur kaynıyor.

Baronların artıklarıyla beslenen zenginler de bir kenara çekilmiş, bıyık altından gülümsüyor. Hepsinin ortak görüşü, Erdoğan'a kanlı bir ders vermenin zamanının geldiği yönünde...

Yaklaşık üç yıldır, Türkiye'de bir algı operasyonunun sinsice yürütüldüğünü yazıp çiziyorum. Bu algı operasyonunun temeli İstanbul'da 4 üniversitede atıldı.

Belki bazı okurlarım okumuştur ama, okumayanlar için tekrar hatırlatmakta yarar var. 

Gezi olaylarından bir yıl önce, biri paralel yapıya mensup olan bu üniversitelerde,  psikoloji dersinde "diktatörlük" konusu sıkça işlenmeye başladı. Konu bir süre sonra dönüp dolaşıp Erdoğan'a geldi. Bu üniversitelerin 4'ünde de aynı gün yapılan sınavda, yüksek puanlı bir soru soruldu. Soru aynen şöyleydi: "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın rahatsızlığının adı nedir?"

Doğru cevap: "Diktatörlük"

Üniversite öğrencilerinin bilinç altına Erdoğan'ın bir diktatör olduğu bu yöntemle zerkedilirken, bazı siyasiler ve medya mensupları da boş durmuyordu. Kemal Kılıçdaroğlu'nun Erdoğana yönelttiği "Diktatör" suçlaması merkez medyada neredeyse tüm programlarda saatlerce tartışma konusu oluyordu.

Gezi ayaklanması başladığı gün, yukarıda bahsini ettiğim 4 üniversitenin öğrencileri, önceden ayarlanmış otobüslerle Taksim'e taşındı. "Diktatöre karşı direnme" gazıyla tamamı sahaya sürüldü.

O günlerde Türk ve dünya medyasıyla birlikte, muhalefetteki siyasilerin neler yaptığını hepimiz izledik...

O güne kadar cemaat olarak bildiğimiz tapınak şövalyelerinin sonrasında oyuna nasıl dahil olduğunu, 17/25 Aralık tarihlerinde yolsuzluk bahanesiyle ülkeyi nasıl cehennem topuna çecirmeye çalıştığını da gördük.

Fethullah Gülen'in kanla bürünmüş kırmızı damarlı gözleriyle bakışına, ettiği beddualara ve ülkeyi ele geçirmek için sergilediği şeytani oyunlara tek tek şahit olduk!

Birer örümcek gibi ağlarını gece gündüz ördüler. Bugüne kadar attıkları her adımda, bizi onların kanlı planlarına dahil etmeye çabaladılar. Bütün amaçları, Erdoğan ile ona inanan kesimin arasındaki güven bağını yok etmekti. Maalesef ki birileri örülen o ağa takıldı ve Erdoğan'a olan inancını kaybetti. Onlar artık Erdoğan'a vermek istedikleri kanlı dersin birer parçası...

Son darbeyi bu kışkırtıcı sözler üzerinden indirmek için hazırlık yapıyorlar. Onlara göre AK Parti, Erdoğan'ın tacıydı. Onlara göre tacını kaybeden kral başını kaybetmekten kurtulamaz! Erdoğan'ın ölü ya da diri olması farketmiyor. Önemli olan onu aradan çıkarmak!

Şimdilerde ise yeni bir algı operasyonu, yılan gibi milletin koynuna sokulmaya çalışılıyor. 

"Erdoğan son dönemlerdeki söylemleriyle AK Parti'ye çok zarar verdi. O konuştuğu sürece AK Parti daha çok zarar görecek!"

Örülen yeni ağın, toplumun bilinç altına zerkedilen seni algı operasyonunun adı bu! 

Ve maalesef görünen o ki, Erdoğan'ın davasına inanan bir kesim, bu söylemin doğruluğunu tartışmaya açarak bu amaca hizmet ediyor. 

"Saraydaki yalnız sultan" demelerindeki amaç belli. Amaç Erdoğan'ı yalnızlaştırmak. Amaç, Erdoğan'la AK Parti, Erdoğan'la seçmenlerin arasına yıkılmaz bir duvar örmek. 

"Abdullah Gül yeni bir parti kuruyor" gibi, "Ahmet Davutoğlu Erdoğan'ın tavırlarından rahatsız" gibi, "Erdoğan konuştukça AK parti bitecek" gibi manşetler atmaları, bu şeytani planın son parçası...

"Böl, parçala ve yönet" taktiği yani...

Bu durumun ileride çok büyük ızdaraplara neden olacağı muhakkak! 

Sonu soğuk ve merhametsizce bitecek bir kıyımın arefesindeyiz! Yukarı dönüp uluslararası medyanın attığı başlıklara yeniden göz atın. AK Parti'nin oy kaybından bahseden yok. 

Defalarca söyledim, bir kez daha tekrarlamakta yarar var. Erdoğan'a, "Ya bu ülkeyi bize bırakırsın, ya Menderes'le Özal'a katılırsın" diyorlar!

"Bu savaş sadece Erdoğan'ın varolma savaşı değil" dememin nedeni bu. Menderes'ten ve Özal'dan sonra neler yaşadığımızı hiç mi anlamadınız. Liderlerden sonra sıranın kimlere geldiğini geçmişteki bu iki trajediye bakarak çözemedeniz mi? 

Bu zincirleri ya kıracaksınız, ya takacaksınız! Birileri bu amaçla hareket ediyor farkında değil misiniz?

Yoksa bu tehlike sizinle ilgili değil mi sevgili kardeşlerim?

"Değil" diyorsanız, yaşananlara aldırmayın! 

"Nasılsa kazanacağız" rehavetiyle seçimlerden önce ne yaptıysanız aynısını yapmaya, sosyal medyada börtü böcek, şarkı çiçek paylaşmaya, devam edin.

Üçüncü köprüye gidecek yolların yapımını durduracak karar mahkemeden çıktı! Yakında Kanal İstanbul ve 3. Havaalanı başta olmak üzere diğer devasa projelerin yapımını durduran kararların çıktığına da şahit olacakmışız gibime geliyor.

İleride MİT'in elindeki devlet sırlarının ortalığa saçılması, cemaate bağlı dersanelerin yeniden açılması, cuntacı polis, savcı ve hakimlerin geri getirilmesi, Erdoğan'ın İran'la işbirliği yaptığına dair iftiralarla Cumhurbaşkanlı makamından indirilmesi ve yargılanması durumlarıyla karşı karşıya kalırsak şaşırmayalım!

Boşverin, laylaylom takılmaya devam edin lütfen!"

yuzdeyuzhaber

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
nokta 1 yıl önce

Önder Aytaç'ı başından beri "ebleh" bulurduk ama sizler ilk kez söylüyorsunuz