banner1037
Öne Çıkanlar Milletvekili tokat attı BDP Milletvekili Sebahat Tuncel devlet destekleri genel müdürlüğü PKK doçent hafize şule albayrak

NOBEL ÖDÜLÜ MESAJ...

Barzani'nin Kuzey Irak'taki referandum çıkışını biliyorsunuz.
Suriye'nin bölünmesini adım adım takip ediyorsunuz.
Peki…
İspanya Katalonya'da olanların aynı döneme denk gelmesi rastlantı mı?
Keza…
İskoçya'nın Birleşik Krallık/İngiltere'den ayrılmak isteğinden haberdarsınız. 
(Referandumu yüzde 45'e yüzde 55 ile kaybettiler. Gelecek sonbaharda bağımsızlık 
için yine referanduma gidecekler!)
Belçika'da bağımsızlık isteyen Flamanlar şimdilik susuyor; tıpkı Fransa'daki 
Korsikalılar gibi.
İtalya'da Padanya ve Tirol, Almanya'da Bavyera ve hatta ABD'de Teksas ayrılmayı 
düşünen bölgeler…
Liste uzun; Asya'ya, Afrika'ya hiç girmeyeyim…
Neler oluyor?
 Nerden çıktı bu ayrılıklar?
Her şey 1970'lerde estirilen “ekonomiyi din gibi gören” neoliberalizm/vahşi 
kapitalizm sonucu gerçekleşti. Şöyle:
Modern ulus devleti yıkmayı hedefleyen küreselleşmeci bu iktisadi sistem, 
etnisite/ “öteki” kavramını kutsallaştırarak toplumsal dayanışma ülküsünü 
dinamitledi.
Uyguladığı kültürel kimliklere/farklılıklara dayalı ayrıştırıcı politikalar 
sonucu tamamen cinsellik-din vd. kimlik aidiyetlerini öne çıkarak “yeni insan” 
yarattı. Sürec sonunda bu “tek kimlikli insan” kendinden olmayanla bir arada 
yaşamak istemedi.
Neoliberalizmin bundan amacı, iktisadi sistemine karşı çıkacak “sınıf kimliğini” 
parçalayarak toplumsal muhalefeti güçsüzleştirmekti. Evet. Vahşi kapitalizm 
“ibadet alanı” haline getirdiği piyasasının “dikensiz gül bahçesi” olmasını 
istedi. Bu maksatla…
Kolektif kimlikleri parçaladı.
Yurttaşı öldürdü.
 Tebaayı hortlattı.
Bu süreci hangi yalanla başlattı?

Yeni sömürgecilik

Türkiye…
Özal ile başladı. Çiller ile sürdü. Erdoğan ile doruğa çıktı.
Sloganları neydi:
“Yaşasın liberal demokrasi!”
Taleplerini şöyle dillendirdiler:
– “Yerel yönetimlerin demokratikleşmesi” dediler.
– “Özerklik” dediler.
– “Özyönetim” dediler.
Hepsinin “kabe'si” belliydi: Avrupa Birliği!
Avrupa Konseyi nezdinde 1985 yılında kabul edilen Yerel Yönetimler Özerklik 
Şartı'nı anımsıyor musunuz: Yerel yönetimlere, kendi sorumlulukları dahilindeki 
faaliyetlerin önemli bir bölümünü düzenleme ve yönetme hakkı veren şart! Bu 
“şart” ile İngiltere, -1988 tarihli yerel yönetimler yasasıyla- yerel 
yönetimleri tarafından üstlenilen çöp toplama, temizlik, bina ve caddelerin 
bakımı, yemek sağlama, eğitim vb. sosyal hizmetlerin “rekabetçi piyasa 
koşulları” altında özel şirketlere devredilmesinin önünü açtı.
Sürpriz değildi. Örneğin…
Küreselleşmenin “dinamosu” Dünya Bankası'nın yerel yönetimlere olan ilgisi, 
1980'lerin sonlarından itibaren ön plana çıktı. 1990'larda Dünya Bankası 
tarafından yerel yatırım alanları için verilen proje kredilerinde hızlı artış 
oldu. Küreselleşmeyi, yerelleşmeyle birbirinin tamamlayıcısı ve destekleyicisi 
olarak değerlendiren Dünya Bankası, 1999-2000 yılı Raporu'nda özerk yerel 
yönetimlerin kaçınılmaz olduğunu vurguladı.
Küresel güçler, yerel halkların kara kaşı kara gözü için mi bu “fedakar” 
çalışmaları yapıyordu?
Hayır!
Hepsinin altında yatan sadece ekonomik çıkarlarıydı. (İngiltere'de belediye 
hizmetlerinin özelleştirilmesiyle 1994 yılında özel şirketlerin sunduğu 
hizmetlerin yüzde 72'sini 20 şirket yaparken, üç yıl sonra ihaleleri sadece 6 
şirket almaya başladı! Fransa'da bunu 3 büyük holding yapmaktadır.)
Şunu demek istiyorum…

Hava dönüyor

Neoliberalizmin yerel yönetimleri keşfetmesinin sebebi, kısmen piyasa dışı 
kalmış bölgeleri, ulus devletlerin koruması altından kurtararak küresel pazara 
açmaktı! Sağlıktan eğitime (ve hatta güvenlik) hizmetlerin yerel yönetimlerin 
tasarrufuna bırakılması, mali özerklik verilmesinin amacı buydu.
Aslında düzenlemeler sadece biçimseldi. Asıl hedef uluslararası tekelci 
sermayenin belediyeler üzerindeki etkinliğini artırmaktı. Ulusal devleti ise 
başkentine hapsetmekti.
Bu nedenle…
Dillerinde hep “devletin küçültülmesi”, “piyasa mekanizmasının önündeki 
engellerin kaldırılması” vs. vardı…
Uzatmayayım. Zamanla işte bu “küresel silah” kendilerini de vurdu.
Anımsayınız:
ABD'nin Irak'a karşı askeri harekatına iki ülke çok destek verdi: İngiltere ve 
İspanya!
Irak'ı bölmek isteyenlere büyük katkı veren bu iki ülke, bugün bölünme 
tehlikesiyle karşı karşıya!
(Şunu eklemeliyim: Barcelona'daki şiddet, “liberal demokrasi” sözünü dillerinden 
bırakmayan AB'nin çirkin yüzünü ortaya çıkarıverdi.
Ne oldu; hoşgörüye, insan onurunun vazgeçilmezliğine, hukukun üstünlüğüne? 
Barzani'yi alkışlayanların içinden Katalonya'da “küçük Hitler/Franco” çıkıverdi! 
Petrol kaynaklarına ulaşmak için Ortadoğu'yu çıkarlarına uygun şekilde dizayn 
etmek isteyenler, konu kendileri olduğunda “insan hakları” lafını unutuverdi!
Ne oldu; minarenin boyunu bile halka sormak için referandum yapan AB 
demokrasisine?)
Peki ne olacak?
Evet. Bumerang dönüp kendilerini vurdu!
Ne olacağını Nobel ödül garihini takip ederek bulabilirsiniz:
1970'lerde küreselleşmenin teorisyeni Friedrich Hayek ve uygulayıcısı Milton 
Friedman'a Nobel ekonomi ödülü vermişlerdi.
Bu yıl ödülü -bir dönem neoliberalizmin kalesi- Şikago Üniversitesi'nden Richard 
Thaler aldı!
Ancak. Thaler'in diğerlerinden farkı “ekonomide insan psikolojisini yok 
sayamazsınız” demesiydi. Yani…
Para-kâr merkezli neoliberalizmin tahtı sallanıyor, kapitalizmin  çehresi 
değiştiriliyor. Bunun adı, “insan odaklı ekonomi” olacaktır.
Yani…
“Parçalayıcı” küreselleşmenin yıldızını parlattığı Barzanicilerin vd. işi artık 
zor!

yuzdeyuzhaber

Loading...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.