banner1243
Öne Çıkanlar BDP Milletvekili Sebahat Tuncel PKK Diyanet İşleri Başkanlığı paradise papers Erdoğan

NAMUSLU GAZETECİLER.. NAMUSLU HAKİMLER..


Henüz üniversite öğrencisiyim.
Gazetecilik okuyorum.
Sokakta tatsız bi hadiseye karıştık, karşımızdaki polisti, o bize, biz onlara… 
Kelepçelediler. Geceyi karakolda geçirdim. Sabah olunca adliyeye götürecekler.
Dedim ki:
“Avukatımla görüşmek istiyorum.”
Komiser dedi ki:
“Burası Amerika mı lan!”
Çünkü (o zamanlar öyleydi) suçüstü yakalandığım için suçüstü mahkemesine 
çıkacaktım, suçüstü mahkemesinde de avukat mavukat olmazdı iyi mi…
Bindirdiler polis otomobiline, Konak'ta devlet hastanesinin önünde indirdiler, 
ellerim önden kelepçeli, mevsim yaz, tişörtlüyüm, kelepçelerin üstüne kazak 
filan atarak kamufle edemiyorum, emniyete kadar o vaziyette yürüttüler, 
akıllarınca ibreti alem yaptılar yani… Neyse, parmak izi filan, mahkemeye 
çıkardılar. Ayakta duruyorum, bacaklarım titriyor. Atın içeri dese, en az iki üç 
ay içerdeyiz.
Salona geldi hakim…
Şöyle ters ters baktı bana, sonra önündeki dosyaya baktı, “sen misin bu eşek 
herif” dedi.
Ne diyeyim, en şirin ses tonumla “benim efendim” dedim.
“Polise vurmuşsun” dedi.
“Vurdum ama, ben haklıyım” dedim.
“Evladım, burası hukuk devleti, başına böyle bir iş geldiğinde karakola 
gideceksin, o işin hesabını bizler, savcılar hakimler soracağız, öyle değil mi?” 
dedi. “Haklısınız efendim” dedim.
“O halde tekrar soruyorum, polise vurdun mu?” dedi.
“Vurdum ama” dememe kalmadı, “dur” manasında elini kaldırdı.
“Oğğğlum, böyle bir şey olduğunda polise gideceksin, o işin hesabını bizler, 
hakimler savcılar soracağız, anladın mı?” dedi.
Nihayet anlamıştım!
“Şimdi tekrar soruyorum, polise vurdun mu?” dedi.
“Vurmadım efendim” dedim.
Derhal seslendi daktilonun başındaki memureye, “yaz kızım…”

*

Serbest bırakıldım.

*

Bir kaç sene sonra, gazeteciler cemiyetinden Hasan Tahsin Ödülü kazandım. İlk 
ödülümdü. O hakime gittim, “efendim ben geldim” dedim. Gene ters ters baktı, 
“sen o eşek herifsin değil mi?” dedi. “Benim efendim, ödülümü getirdim” dedim. 
“Artık yazarak mı dövüyorsun” dedi. “Sayenizde” dedim. “Otur” dedi, çay söyledi.
33 sene geçti…
Ne o çayın tadını unuttum, ne de kulağıma küpe nasihatlarını.

*

O babacan hakim olmasaydı, hayatım kaymıştı.
12 Eylül'ün hemen üstüydü, sıradan bi gençlik öfkesi yüzünden sabıkalı olacağız, 
okuldan atılacağız, gazetecilik falan yapamayacağız, kimbilir nereye 
savrulacağız… Biraz hoşgörü, biraz empati, “hukuk” denilen kavramın kanunlardan 
ibaret olmadığını, cezalardan ibaret olmadığını düşünen bir hakim, hayatımı 
kurtarmıştı.

*

Nasıl başlarsan öyle gider derler ya… Gazeteciliğe bir hakim sayesinde 
başlayabilmiştim, 33 senedir onun gibi hakimler, onun gibi savcılar sayesinde 
devam edebiliyorum.

*

Sırf o rahmetli hakim sayesinde adalete olan inancımı asla yitirmedim… 15 
senedir hukuku mahvetme gayretlerine rağmen, yargıyı yandaşlaştırma gayretlerine 
rağmen, talimatlı hukuk facialarına rağmen, çektiğimiz acılara rağmen, namuslu 
savcılara namuslu hakimlere olan inancımı yitirmedim.

*

Ve dün… Yukarıda anlattığım hakim gibi, namuslu bir mahkeme heyeti sayesinde, 
namuslu üç hakim sayesinde, namuslu gazeteci Gökmen tahliye edildi.

*

Sözcü'ye yönelik iftiraları elinin tersiyle iten namuslu hakimler sayesinde bir 
kez daha tescil edildi ki…
Gazetecilik suç değildir!

yuzdeyuzhaber

Loading...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.