'CHP Sakin Durdukça...'

"İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun olayı kınayarak araştırılacağını söylemesi ise sorumluluğunu azaltmıyor"

'CHP Sakin Durdukça...'

"İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun olayı kınayarak araştırılacağını söylemesi ise sorumluluğunu azaltmıyor"

21 Nisan 2019 Pazar 23:11
'CHP Sakin Durdukça...'

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na Ankara’nın Çubuk ilçesinde, şehit asker Yener Kırıkçı’nın cenaze töreni sırasında 21 Nisan’da yapılan saldırının elbette kışkırtma boyutu da var. Ancak saldırının engellenmemiş olması, saldırganların Kılıçdaroğlu’nun darp edildikten sonra götürüldüğü evi taşlamaları, hatta “Yakın” çığlıkları atmaları akla linç girişimini getiriyor. Bu seçim sonrasının ilk siyasi şiddet eylemidir ve hedef ana muhalefet lideri olmuştur. Bütün bunlar olurken, en küçük protestoda gençlerin, kadınların üzerine şiddetle giden polis ve jandarmanın adeta seyirci gibi beklediği, sadece hoparlörle dağılın çağrısı yaptığı da açıkça görülüyor. 

Çağrıyı yapanlardan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın saldırganlara “Değerli arkadaşlarım” diye hitap edip, “Mesajınızı verdiniz, tepkinizi gösterdiniz” diyerek dağılmaya çağırması da dikkat çekiciydi. Kılıçdaroğlu’nu kuşatıldığı evden çıkıp zırhlı araca gitmesini sağlayan da –kendisi de cenaze töreninde hazır bulunan- Akar olmuş görünüyor. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun olayı kınayarak araştırılacağını söylemesi ise sorumluluğunu azaltmıyor. Geçen yıl “Valilere şehit cenazelerine CHP’lileri almayın talimatı verdim” diyen Soylu idi.

Kılıçdaroğlu saldırı yerinden ayrılırken “Onlara boyun eğeceğimizi sanıyorlar” dedi; “Kim olurlarsa olsunlar. Bunun hesabını soracağım. Şehitler bizim şehidimizdir. Buraya Ankara Büyükşehirden militanları yığmak, bunu yapmak şehitlere ve ailelerine saygısızlıktır. Bizi şehitlerimizin cenazelerine gitmekten vazgeçiremezler”. Kılıçdaroğlu’nun Ankara Büyükşehir Belediyesini CHP adına Mansur Yavaş’ın kazanmış olmasına rağmen, oraya doldurulmuş kadroların başkasının talimatıyla hareket etme iması vardı; cenazeye gelen köylülerin, saldırganların oradan olmadığını, tanımadıklarını söylemeleri de dikkat çekiciydi.
Peki, 2016’da PKK militanlarının suikast girişiminden kurtulan Kılıçdaroğlu bugün neden “PKK dışarı” sloganlarına muhatap olarak yumruklu, tekmeli saldırıya uğradı?

Bunda acaba 31 Mart seçim kampanyasında artık “hükümet bloku” diyebileceğimiz AK Parti-MHP ittifakının CHP-İYİ Parti ittifakını PKK ile işbirliği yapmakla suçlamasının hiç mi payı yoktu? Seçim kampanyası sırasında, CHP adayı Mansur Yavaş’ın kazanması halinde ertesi gün PKK militanlarının elektrik ve su tahsilatına geleceğini söyleyen AK Parti adayı, eski Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki değil miydi? Bu saldırıdan bir gün önce, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Cumhurbaşkanı’nın “kızgın demiri soğutma” söylemine, o kadar da acele etmemek gerektiği şeklinde karşı çıkmış olması da ilginçti; seçimi temel olarak ekonomi sorunları nedeniyle kaybetmiş olan Erdoğan’a, Bahçeli hâlâ “Beka” hatırlatması yapıyordu.

Aynı 20 Nisan günü, İstanbul AK Parti İl Başkanlığında, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın başkanlık ettiği bir toplantının ardından ise, İstanbul seçimlerinin KHK’lıların da oy kullanması nedeniyle iptal edilmesi, yenilenmesi gerektiği yolunda YSK’ya başvuru kararı çıkıyordu. Madem KHK’lıların oy kullanması yasaklıydı, YSK neden onlara seçmen kartı göndermişti? Akıllara durgunluk veren hesaplar yapılıyordu AK Parti saflarında: 14 bin küsur KHK’lı oy kullanmıştı, CHP’li Ekrem İmamoğlu ise 13 bin küsur farkla seçimi kazanmıştı, hatta diğer illerde de iptal istenebilirdi.

İstanbul’da İmamoğlu’nun öne geçtiği saate kadar seçimin ne kadar adil ve güvenli olduğunu söyleyen İçişleri Bakanı Soylu, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, birden İçişleri ve Adalet bakanlıklarının kontrolünde yapılan seçimlerde şaibe öne sürmeye başlamışlardı.
Türkiye’nin beş büyük belediyesinin, özellikle de İstanbul’un AK Parti için anlamı büyük; hem siyasi, hem psikolojik, hem de belli ki mali imkânlar bakımından. Ancak seçim sonuçlarının bir türlü kabul edilememesi, sindirilememesi, toplumu gerdikçe geriyor.

Gerilim dün itibarıyla siyasi şiddete dönüştü. “Değer mi?” sorusu giderek vicdan sahibi AK Partililerin zihninde de yer etmeye başladı. Gerilimi düşürme sorumluluğu hükümetindir.

Doğruyu söylemek gerekirse CHP (ve ortağı İYİ Parti de) şu ana dek kışkırtmaya gelmedi. Bugün saldırıya uğrayan Kılıçdaroğlu gitti CHP Genel Merkezinde şişmiş gözüne rağmen güler yüzüyle sakince koltuğuna oturdu.

Aynı saatlerde İstanbul’da seçim galibiyetini kutlayan Ekrem İmamoğlu, hükümetin yuhalanmasına dahi izin vermedi; bunu yapanların aklı başında vatandaşlar olamayacağını, yakıştıramadığını söyledi.
CHP sakin durdukça bu kışkırtmalar nereye kadar sürecek? AK Parti hükümetinin, isterse destekçileri olsun, birilerinin sokağa daha fazla militan dökmesine göz yummasının kendi bindiği dalı kesmesi anlamına geldiğini söyleyecek kimse kalmadı mı Erdoğan’ın etrafında?

Doğrusu, çoğunluğu ikna etmeyen bu seçim iptali tartışmasına son vererek, ülkenin asıl sorunu olan ekonomik sıkıntılara, dış politikada, ekonomik gidişi de etkileyecek ağır sorunlara yoğunlaşmaktır. Zaten gelinen aşamada, seçim iptalinin de ekonomik gidişi olumsuz etkileyecek bir etkene dönüşme ihtimali yükseliyor. Türk halkının en az yarısı, demokratik olgunluk içinde oylarını kullanarak, daha nitelikli, çoğulcu bir demokratik hayat istediklerini gösterdi. Buna demokratik olgunluk içinde saygı gösterilmeli.

Bu yazı Murat Yetkin'in kişisel internet sitesinden alınmıştır

yuzdeyuzhaber

Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol