Celal Bayar Son Günleri Anlatıyor!

Yapımcı, sunucu Nazmi Kal Celal Bayar ile 1975 yılında yaptığı röportajda Celal Bayar’a Atatürk’ün son günlerini sormuştu.

Celal Bayar Son Günleri Anlatıyor!

Yapımcı, sunucu Nazmi Kal Celal Bayar ile 1975 yılında yaptığı röportajda Celal Bayar’a Atatürk’ün son günlerini sormuştu.

09 Kasım 2018 Cuma 23:40

TRT Televizyonunun kuruluş tarihi olan 1969’dan emekli olduğu 2005 yılına kadar yapımcı ve sunucu olarak çalışan ve arşivlerimize yakın tarihimizle ilgili pek çok belge bırakan Yapımcı, sunucu Nazmi Kal Celal Bayar ile 1975 yılında yaptığı röportajda Celal Bayar’a Atatürk’ün son günlerini sordu.

İşte o röportaj…

Nazmi KAL- Başvekilliğiniz Atatürk’ün hastalığının başlangıç dönemine rastlıyor. Hastalığını nasıl keşfettiniz? 

Celal BAYAR- Ben başvekil olduktan az sonra, Atatürk’ün halinde bir durgunluk, bir yorgunluk görülüyordu. Ara sıra da burnundan kan geliyordu. Tabi biz bunun manasını anlamıyorduk. Sabahleyin ilk iş olarak uyumadan Çankaya’ya çıktım. “Atatürk’ü göreceğim” dedim, haber verdiler. “Giyineyim de, öyle kabul edeyim” diye haber gönderdi. Çok nazik adamdı, terbiyeli adamdı. “Ben onun evladıyım, giyinmesin, yorulmasın” diye haber gönderdim. Kabul etmedi. Yarı giyinmiş halde yatağından çıktı, şezlongun (yatılabilen koltuk) üzerine bağdaş kurarak beni kabul etti. “Ben bir evhama (kuşkuya)kapıldım, sizi muayene ettirmek istiyorum, merak da ediyorum. Sizi muayene ettireceğim” dedim. “Ne yapacaksın?”dedi. “İki mütehassıs (uzman) getirmeyi düşünüyorum. Birisi Alman, diğeri Fransız, bunu tercihinize arz ediyorum” dedim. Düşündü “Yapma bunu. Hatay meselesinin en hararetli müzakere edildiği zamandayız, kararın arifesindeyiz. Eğer benim hasta olduğumu anlarlar ise, senin vazifen müşkülleşir” dedi. Bana da iltimas ederek konuşuyor. Halbuki Hatay Meselesi’ni ta iptidasından intihasına (başından sonuna) kadar hep o idame (devam) ettirmiştir ve o bize yalnız direktif vermiştir. Buna rağmen çok kibar bir insan, beni öne sürüyor. “Sizin vazifenizi müşkülleştirir”(zorlaştırır) dedi. Sıhhatini ihmal ediyordu, memlekete zarar gelir diye. Atatürk işte böyle bir adamdı. Doktorları seçti. Çankaya’ya geldiler. Atatürk’ü muayene ettiler. Ben de onun oğlu ve en yakını sıfatıyla onların peşini bırakmıyorum. Muayenelerinde de, aralardaki konsültasyondaki konuşmalarıyla da takip ediyordum. Hepsi menhus (uğursuz) hastalığın teşhisini koydular. Bizim doktorların teşhisleri de aynı idi. Yani bizim doktorlarımız da aynen gerçeği görmüşlerdi. Tekrar çare arayışına girdim. Tedbirden öte tedbir vardı, her şeyi denemek lazımdı. Daha sonra randevu aldım tekrar gittim. “Size başka Avrupalı doktorları getirtmek istiyorum, hangisini tercih edersiniz?” dedim. Bu defa büyük bir teslimiyetle, boynunu bükerek, “Ne yapacaksan yap çocuk, ben hastayım, ”dedi. O sırada nasıl yere düşüp bayılmadığıma ben de hala hayret ederim. O manzara karşısında o kadar ızdırap duydum. Fischer’i tercih etti ve o geldi. Onun da muayenesinde bulundum. Fischer’e muayeneden evvel şunu söyledim. “Atatürk bizim için her şeydir. Türkiye’de benim için, Türk milleti için ondan daha büyük başka bir kıymet yoktur. Her şeyin üstünde kıymettir. Türk milletine karşı onun hayat ve sıhhatinden ben mesulüm (sorumluyum). Her şeyden evvel doğruyu söyleyeceksin” dedim. Muayene etti. Doktor Atatürk’ü muayene ederken ben de bütün dikkatimle onu takip ediyorum. Doktor muayene ederken dudağını ısırdı. Anladım ki fena bir vaziyet var. Tutamadım kendimi. Doktor muayenesini bitirdikten sonra Atatürk’e “Büyük kumandan, büyük asker, daima siz emredersiniz ama bu işte ben kumandanım, bana tabi olacaksınız” dedi. Atatürk’ün hoşuna gitti bu söz. Ondan sonra alacağı tedbirleri söyledi. Hiç itiraz etmedi. Azim ile onun dediklerini yaptı. Ne dediyse yaptı. Fakat bu menhus (uğursuz) hastalık hiç müsamaha (hoşgörü) etmedi. Onun bazen müddetleri oluyor. O müddetleri bile uzatmadı ve bildiğiniz netice hâsıl oldu (gerçekleşti).

Bir ara doktorunun tavsiyelerini şiddetle uyguladığı için hastalığında bir iyilik görüldü, ayağa kalktı. Adana’ya gitmek istedi ve gitti. Adana’da Hatay’ lı kızlar matem elbisesi giyerek karşısına çıktılar. “Hatay’ı kurtar Paşam, senden istiyoruz” dediler. Onun üzerine kendisini tamamen sıhhatte veya zinde kabul etti, hastalığını unuttu. Askeri resmi geçit yaptırttı. Uzun müddet ayakta kaldı orada. Bu hareketinde siyasi bir mesaj da vardı. Askerin resmi geçidini yapmak vesilesiyle (nedeni ile) Fransızlara anlatmak istiyordu ki “Dediğim olacaktır. Her şeye hazırım, göze aldım”. (Sayın Bayar bu konuyu yanlış hatırlıyor. Atatürk Adana üzerinden Mersin’e gitti ve resmi geçidi orada yaptırdı. Kaynak. Atatürk’ün yurt gezileri Mehmet Önder ve Mersin Belediye başkanız Mitat Toroğlu’nun anıları. N. Kal) Bu arada bize yine raporlar geliyor. Atatürk kilo alıyor diye. Biz demek ki vücut vazifesini görüyor diye memnun oluyorduk. Halbuki su toplamaya başlamış. Bir devir bitiyor, ikinci devir başlayacak. Geldi, geldikten sonra yattı, yataktan çıkamadı. 

Nazmi KAL- En son ne zaman gördünüz, neler konuştunuz?

Celal BAYAR: Atatürk Dolmabahçe Sarayı’nda son günlerini yaşıyordu ve ben de kendisinden emir almak ihtiyacını duyuyordum. Beş senelik yaptığımız plan muvaffakiyet (başarı) ile bitmişti. İki buçuk senelik bir program hazırladım. Her şeyini tamamladım ilan edeceğim. Atatürk hastalığı sırasında matbuatı (basını) da takip eder, gözlüğünü takar, yatağının içerisinde gazeteleri gözden geçirirdi. Emrini almadan gazeteyle ilan edersem kendisini ihmal ettiğim manası çıkar. Ona izah edersem memleketin hayrına bir iş yapıldığını görmekten manen çok büyük bir zevk alır” diye düşündüm ve doktorlardan izin istedim. Vermek istemediler, ısrar ettim “ Böyle bir vazifem var, bunu arz edeceğim” dedim. Nihayet bana 15 dakika mühlet (süre) verdiler. Hazırlanmış beni bekliyor. Beni dinlemek için gayret de gösteriyor. Anlatmaya başladım.15 dakika dolduğu halde anlattıklarımdan zevk alıyor ve kudret gösteriyordu. Devam ettim. Dışarıdan doktorlar Katibi Umumi vasıtası ile “Yoruldunuz Paşam” diye haber gönderdiler, kendileri de geldiler. Onlara kızdı. “Ben bu işlerden yorulmam, oturunuz bakınız bu adam ne anlatıyor, siz de dinleyiniz, ”dedi. Bakın ne kadar önem veriyor. Bittikten sonra “Muvaffakiyet (başarı) temenni ederim, başlayınız.  Ama izahatınız (açıklamanız) arasında bir sözünüzü daima tekrar ettiniz. Bir meseleyi anlatıyorsunuz bunun mali ciheti (yönü) de temin olunmuştur diyorsunuz. Bu dikkatimi çekti” dedi. Ben, ”Bizim vazifemiz memleketin ekonomisini inkişaf (yüceltmek) ettirmek, sanayileşmeyi mutlaka temin ederek cihazlanmaktır. Bunun için yapılacak şey, milletin bütün gücünü seferber etmek, meydana çıkarmak çalışmak ve çalıştırmaktır. Bunu duyurmak istiyorum” dedim. 

Atatürk’ün iktisatçılar, politikacılar, doktriner bir takım fikirlere sahipler arasında iktisadi düsturu (ilkesi) nedir konusu daima münakaşa olur. En son söylediği budur. Bu memleketin ne kadar meydana çıkarılacak, ortaya dökülecek imkânı varsa sanayileşmemiz için seferber edilmelidir. Kuvvei membalarımızdan (kaynaklarımızdan) istifade etmelidir. Bunu söylemek istiyorum.

Nur içinde yatsın.

*Kaynak-Atatürk’ten Duymadığınız Anılar-Nazmi Kal.Atatürk’ten Anılar.TRT Arşivi.

yuzdeyuzhaber

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.