94 Yıl Sonra Yapılan Atamanın Arka Planını Açıkladı!

Araştırmacı Yazar Metin Aydoğan, Fener Rum Patrikhanesi'nin 94 yıl sonra yani işgal günlerinden bu yana ilk kez İzmir'e metropolit atamasının arka planını yazdı. Aydoğan'ın tarihsel süzgeci de dahil ederek yaptığı uyarılar her Türk vatandaşını dehşete düşürecek cinsten!

94 Yıl Sonra Yapılan Atamanın Arka Planını Açıkladı!

Araştırmacı Yazar Metin Aydoğan, Fener Rum Patrikhanesi'nin 94 yıl sonra yani işgal günlerinden bu yana ilk kez İzmir'e metropolit atamasının arka planını yazdı. Aydoğan'ın tarihsel süzgeci de dahil ederek yaptığı uyarılar her Türk vatandaşını dehşete düşürecek cinsten!

20 Kasım 2018 Salı 22:01

" İzmir’in son metropoliti, Yunanistan doğumlu Hrisostomos Hrisostomos adlı bir papazdı. İşgal dönemindeki Türk düşmanlığına dayalı eylemleri nedeniyle, Türk Ordusu’nun İzmir’e girmesinden 3 gün sonra 12 Eylül 1922 günü halk tarafından linç edilmişti. Fener Rum Patriği Bartholomeos, 94 yıl sonra ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez İzmir’e bir metropolit atadı. Karasularını 12 mile çıkarıp Türk adalarını işgal ederek atağa geçen Yunanistan, Türkiye’ye Volos (Yunanistan) doğumlu Bartholomeos Samaras adında bir papaz gönderdi. AKP hükümeti bu papazı Türk vatandaşı yaptı, Fener Rum Patriği Bartholomeos da İzmir’e metropolit atadı. Samaras’ın metropolitlik törenine Yunanlı Bakan Yardımcıları katıldı. İzmir Rum Ortodoks Kilisesi Başrahibi Kyrillos Sykis; Urla, Çeşme ve Karaburun bölgesinden sorumlu Piskopos oldu. Bunların ne anlama geldiğini anlamak için, Fener Rum Patrikhanesi’nin tarihine ve yaptıklarına bakmak gerekiyor.


Fatih Kanunnamesi ve Patrikhane

II.Mehmet (Fatih) İstanbul’u aldığında, Hıristiyan dünyası Doğu’daki ikinci büyük merkezinin dini açıdan Müslümanlarca yok edileceğine inanıyor, buna karşı yeni bir haçlı seferinin hesabını yapıyordu. Ancak Fatih, hiç ummadıkları bir tutumla, Patrikhane’yi kapatmak bir yana, onlara hiçbir zaman görmedikleri özgürlükler ve haklar verdi. Türklerin egemen oldukları yerlerde dini baskı uygulamama genel tutumu yanında, Fatih, Hıristiyan dünyasının bölünmüşlüğünün sürmesini amaçlamış, Patrikhane’yi adeta koruması altına almıştı.
Fatih Kanunnamesi’yle II.Gennadios ekümenik (evrensel) Patrik yapıldı ve vezir ünvanı verilerek, devletin önemli işlerinin görüşüldüğü divana alındı. Patrik ve Patrikhane’ye bağlı kişiler vergiden bağışık tutuldu. Patrik, Hıristiyan halkın tartışmasız önderi sayıldı, Ortodoks topluluğunun yargılama ve cezalandırma işlemlerinde tam yetkili kılındı. Bu haklar, Patriğin Bizans dönemindeki haklardan daha ileriydi.
Kimi padişahlar, Patrikhane’ye tanınan hakları bir miktar kısıtlasa da, ayrıcalıklar Cumhuriyet’e dek sürdü. 1856 Islahat Fermanı’yla, Patriğin görevi ömür boyu sürecek biçimde uzatıldı.

Türk Düşmanlığı

Fener Rum Patrikhanesi, kendisine tanınan ayrıcalıklara karşın, Fatih’ten günümüze dek Türk düşmanlığını hiçbir dönemde bırakmadı. Kuşaktan kuşağa aktarılan kin ve nefret, siyasi ereklerle birleştirilerek genlere işleyen bir kalıt olarak hep canlı tutuldu. Kendini güçsüz gördüğü dönemlerde susarak, güçlü gördüğünde ise saldırarak, yurt içinde bir tehdit unsuru olarak varlığını sürdürdü. Anadolu’da Türk egemenliğine son vermek isteyen Batı saldırısının, her dönemde gönüllü işbirlikçisi oldu.
Fener Rum Patrikhanesi, bugün dokunulmazlığı olan bir dükalık gibidir. Uluslararası etki gücü yüksektir. Destekçisi çoktur. Türkiye’de cemaati çok azdır ancak Hıristiyan dünyasında ekümen bir kilise olarak kabul edilmektedir.

Asılan Patrik: III. Parthenios

17.Yüzyılda yaşayan III. Parthenios, en gözükara Patriklerden biriydi. Balkanlarda devlet karşıtı çalışmalar yapıyor, Ortodoksları ayaklandırmaya çalışıyor, Patrikhane’nin olanaklarını bu amaçla kullanıyordu. Padişah IV. Mehmet, 1657 yılında idamına karar verdi ve Paşakapı’da idam edildi. Suçu; Eflak Voyvodası Costantin’i ayaklanmaya teşvik etmek ve İstanbul yangınında kargaşa çıkarıp yağma yaptırmaktı.

I.Dünya Savaşı’nda Patrikhane

Patrikhane Birinci Dünya Savaşı boyunca Anadolu ve Rumeli’de onlarca örgüt kurdu. Osmanlı İmparatorluğu’nun savaştan yenik çıkacağını düşünerek, olası Yunan işgaline destek olacak yerel yapılar oluşturdu. Pontus Cemiyeti’ne bağlı çeteler, Karadeniz bölgesinde Türk köylerini basarak toplu öldürmeler yaptı.
Osmanlı Devleti’nin savaştan yenik çıkacağı anlaşılınca, 1918’de Patrikhane’nin dış kapısına bağımsızlık anlamına gelen çift kartallı Bizans bayrağı çekildi. Patrikhane, bağımsızlık istemini bayrak çekmeyle sınırlamadı ve işgal güçlerinin kendisine verdiği desteğe dayanarak, Yunanistan’a bağlanma yönünde kararlar aldı.

Kurtuluş Savaşı

Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlı papazlar, Kurtuluş Savaşı’nın başından sonuna dek Yunan Ordusunu destekledi. Batı ve Orta Anadolu ile Doğu Karadeniz bölgelerindeki hemen tüm Rum ayaklanmalarında etkin biçimde yer aldılar. Kiliselerin bodrumuna silah depoluyor, çeteler oluşturuyor ve Yunan ordusuna asker topluyorlardı. Aynı işi, Doğu Anadolu Bölgesinde Ermeni papazlar yapıyordu. Meletios, Yunan Ordusu Başkomutanı Papulas’a gönderdiği telgrafta, “Patrikhane’nin ve Anadolu’daki Rum milletinin, Yunan Ordusu’nun arkasında” olduğunu söylüyordu.
İzmir Metropoliti Hrisostamos, kendine bağlı papazları toplayarak, 16 Mayıs 1919’da bir bildiri hazırladı. Bir gün önce Yunan Ordusu İzmir’i işgal ederek kırım (katliam) yapmış, başta Vahdettin’in buyruğuyla silahlarını bırakan subaylar olmak üzere 300 Türk’ü öldürmüştü. Bunca vahşetin yaşandığı İzmir işgalini, kilisede yaptığı ve daha sonra bildiri olarak dağıtılan konuşmasında şöyle kutsuyordu: “Bugün sizleri, muhteşem ve ilahi bir törene davet ettik. Bu öyle bir törendir ki, milletler uzun yüzyıllar boyunca, ancak bir kez gerçekleştirme şansına sahip olabilir. Kardeşler, beklenen an gelmiştir. Yüzyıllık arzular yerine gelmektedir. Irkımızın büyük umudu, 15 Mayıs günü gerçekleşiyor. Bugünden sonra, büyük vatanımız Yunanistan’ın ayrılmaz bir parçası oluyoruz. Yunan tümenleri, Küçük Asya sahillerine çıkmaya başlamıştır. Yaşasın Helenizm”.

Mustafa Kemal’in Tavrı

Mustafa Kemal, dinî görünümlü emperyalist kışkırtmaya ve bu kışkırtmanın araçlarından biri olan Patrikhane’ye karşı önlem almakta gecikmedi. Kuvayı Milliye’nin silahlı gücünü kullanarak, Rum çetelerini önce etkisizleştirdi sonra ortadan kaldırdı. Kilise bodrumlarındaki silahlara elkoydu. Papazların Yunan yaymacası (propagandası) yapmasını önledi.
Mustafa Kemal, Le Journal muhabiri Paul Herriot’a, 25 Aralık 1922 günü Patrikhaneyle ilgili olarak şunları söyledi: “Bir fesat ve ihanet ocağı olan, ülkede ayrılık ve uyuşmazlık tohumları saçan, Hıristiyan hemşehrilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluk ve felaket simgesi olan Rum Patrikhanesi’ni artık topraklarımızda barındıramayız. Bu tehlikeli örgütü ülkemizde tutmamız ne gibi gerekçe ve nedenle ileri sürülebilir? Türkiye’nin Rum Patrikhanesi için topraklarında bir sığınak göstermeye ne zorunluluğu vardır? Bu fesat yuvasının gerçek yeri Yunanistan değil midir?”9

Eskiye Dönüş

Her konuda olduğu gibi Patrikhane konusunda da, Atatürk’ten sonra “eskiye dönüş” süreci başladı. İlk ödünü veren İsmet İnönü’ydü. CIA adına çalışan Athenagoras, 1948 yılında, ABD Başkanı Truman’ın özel uçağıyla İstanbul’a geldi. Ankara Ekspresi’ne eklenen özel bir vagonla Ankara’ya götürüldü, burada ayrıcalıklı bir protokolle karşılandı.
Medrese çıkışlı CHP’li Başbakan Şemsettin Günaltay, Fener Rum Patrikhanesi’nin isteğine uygun olarak, Papa Eftim’in kurduğu Türk Ortodoks Kilisesi’nin dağıtılmasını istedi. Daha sonra, Yunanistan uyruklu Athenagoras, Bakanlar Kurulu Kararıyla Türk vatandaşlığına geçirildi ve Fener Patriği yapıldı.
1950’de Başbakan olan Adnan Menderes, Athenagoras’ın ayağına dek gitti ve elini öptü. Milli Eğitim Bakanlığı, Heybeliada Ruhban Okuluna “Teoloji Yüksek Okulu” adını vererek ilahiyat fakültesi konumuna getirdi. Turgut Özal Hükümeti, Patrikhane tarihinde görülmeyen bir ayrıcalıkla Kültür Bakanlığı Bütçesinden para yardımı yaptı.10

Bugünkü Durum

Türkiye’nin güçlü dönemlerinde susan, güçsüz dönemlerinde hareketlenen Fener Rum Patrikhanesi’nin sesi bugünlerde gür çıkıyor. İstekler yerine getirildikçe yeni istekler ileri sürülüyor... Dinle örtülen siyasi erekler, alan ve eylem çeşitliliğiyle yayılıyor, iletişimin etkili gücüyle toplumu etkisi altına alıyor. Patrikhane’nin söz ve eylemleri; AKP döneminde yoğunlaşan ve ülkenin her yöresine yayılan misyonerler ve ilçelere dek uzanan apartman kiliselerle birlikte değerlendirilmeli; azınlıklara ait vakıf mallarının geri verilmesi, ruhban okulu ve yabancılara taşınmaz satışları gözönünde tutularak ele alınmalıdır.
Bu yapıldığında, 19.yüzyıla, Tanzimat sonrasına geri dönüldüğü görülecektir. Cemaatsiz kalan Fener Rum Patrikhanesi, Batı’dan aldığı desteğe güvenerek sonuçsal (nihai) ereğe, yani “Helen Birliğine” ulaşmak için dayanacağı kitle yaratmanın peşindedir. Ruhban okulu onun için önemlidir. Yabancılara taşınmaz satışı ise, bulunmaz bir fırsattır.

Devşirme Papazlar

Bakanlar Kurulu, Ekim 2010 ve 2011’de Yunanistan yurttaşı 20 üst düzey papazı Türk yurttaşı yaptı. Fener Rum Patrikhanesi’nin buyruğunda çalışmaya başlayan bu papazlardan ikisi, Çanakkale ve Isparta’ya metropolit yapıldı.11 Daha sonra İzmir’e atama yapıldı.
Arkasının geleceği belli olan bu girişimler basında yer almadı ve Patrikhane’ye Yunanistan’dan kadro aktarımı Türk halkından gizlendi. 20.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Teoloji Araştırma Merkezi adlı özel araştırma kuruluşu konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı: “Fener Rum Patrikhanesi Bizans döneminin kadrosunu topluyor. Bir tek Ortodoks’un olmadığı illere metropol atanıyor. Gereksinim duyulan kadrolar için Yunan papazlar, ağır ağır yürütülen bir programla Türk vatandaşı yapılıyor”.12
Yunanlı papazların Türk yurttaşlığına alınması ve Fener Rum Patrikhanesi’nin ekümenik yapılması konusunda, ABD’de yoğun çalışmalar yapılıyor. Türkiye Cumhuriyeti yasalarına ve Lozan Anlaşması’na aykırı olan bu tutum sürekli gündemde tutuluyor. Fatih Kaymakamlığı’nın denetimine bağlı bir dini birim olan Patrikhane, uluslararası siyasetin Türkiye’ye yönelen unsuru durumuna getiriliyor, bu tutumla yüzyıl öncesine adeta geri dönülüyor.

Patrikhaneyi Ziyaret Edenler

Başta Clinton olmak üzere, Türkiye’ye gelen büyük devlet yetkililerinin hemen tümü, Patrikhane’yi “ziyaret” etti, Bartholomeos’u ekümenik patrik kabul ettiklerini gösteren görüşmeler yaptı. Almanya Cumhurbaşkanı Johannes Rau, ABD Dışişleri Bakanı Hillari Clinton, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Papa 16.Benedik, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder ve Angela Merkel, Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer, Yunanistan Başbakanı Antonis Samaras, Papa Francesco; Patrikhane’yi ‘ziyaret’e den yabancıların bir bölümüdür.

Heybeliada Ruhban Okulu

ABD Başkanı Barack Obama, Nükleer Güvenlik Doruğu için geldiği Seul’de Recep Tayyip Erdoğan’la görüştü ve gazetecilere Doruk’la ilgisi olmayan şu sözleri söyledi: “Türk hükümetinin dini özgürlükler konusundaki girişimleri memnuniyetle karşılıyorum. ABD yönetimi Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasını dilemektedir”.13
Düzeysizlik içeren bu söylemin dikkat çekici iki özelliği vardı. “Türkiye’de dini özgürlükler konusunda girişim”, mezhepçilik siyaseti yürüten AKP tarafından değil, laikliği getiren Cumhuriyet tarafından yapılmıştı. İkinci özellik, bir okulun açılmasıyla ilgili “sıradan” bir konu büyük bir devletin başkanı tarafından önemli bir etkinlikte dile getirilmesiydi.

Tapu Devri, Kullanıma Açılma

Ortadoğu ve Avrupa’nın en büyük ahşap yapısı olduğu söylenen Ruhban Okulu binasının tapusu, Kasım 2010’da Patrikhane’ye devredildi. Bina kısa bir süre içinde elden geçirildi ve eğitim alanında olmasa da kullanıma açıldı. 22 Eylül 2013 günü, “Dini Müzik Sempozyumu” düzenlendi. Aynı günün akşamı, Türk ve Yunanlı sanatçıların katıldığı, “Yunanistan’dan Türkiye’ye Kültür Yolculuğu” adlı etkinlik yapıldı.
Yurtdışından gelen istem yoğunluğu, içerdeki medya desteği ve hükümet uygulamalarıyla birlikte değerlendirilirse, Ruhban Okulu’nun, ‘uygun bir ortam oluştuğunda’ açılacağı görülmektedir. Hükümet sözcüsü Bülent Arınç bunu açıkça dile getiriyor ve “gerçekleşmesi için bir takım iç ve dış gelişmelerin oluşması lazım” diyordu."

yuzdeyuzhaber

Son Güncelleme: 21.11.2018 00:11
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.