banner832
Öne Çıkanlar Milletvekili tokat attı PKK CHP ABD AKP

'KÜLTÜREL MÜSLÜMANLIK' VAR BU ÜLKEDE...

İhsan Eliaçık Hoca ile Kur'an'ı Keşfet'de bugün: KALEM SURESİ / 17-35...

'KÜLTÜREL MÜSLÜMANLIK' VAR BU ÜLKEDE...
 Sevgi ve Merhameti sonsuz Allah'ın adıyla,

Onları bahçe sahipleri (ASHABU'L-CENNE) gibi sınayacağız. Hani o bahçe sahipleri ürünlerini sabah erken gelip toplamak için sözleşmilerdi. Oysa Allah'ı hiç hesaba katmıyorlardı. Derken onlar uyurken öyle bir afet geldi ki bahçeye kıran girdi, sabaha herşey sararıp soldu.

Sabaha yakın birbirlerine seslendiler: 'Haydi erkenden gidip ürünü toplayalım.' Yolda gelirken aralarında şöyle konuşuyorlardı: 'Yoksulun biri gelip de istemeden hepsini toplayalım.' Sırf yoksula vermeyi engellemek için erkenden gittiler. Fakat bahçeyi gördüklerinde 'Yanlış gelmişiz' dediler. Mırıldanarak, 'Yo, kesinlikle burası! Ama galiba asıl engellenen biz oluyoruz.' dediler. İçlerinden en insaflı olanı 'Ben size Rabbinizi hesaba katın dememiş miydim?' dedi. Anladılar işi ve 'Rabbimiz gerçekten çok büyüksün! Açıkçası biz sana haksızlık etmişiz' dediler.

Sonra dönüp birbirlerini suçlamaya başladılar: 'Yazıklar olsun bize; nasıl da gözümüz dönmüş? Sonunda 'Belki Rabbimiz ondan daha hayırlısını verir. Allah'tan ümit kesilmez; O'nu hesaba katmayı öğrenmeliyiz' dediler.

İşte böyledir afet! Ahiretin azabı ise çok daha büyüktür, ah bir bilselerdi! Sakınanları Rabbi'nin yanında mutluluk cennetleri bekliyor. Biz teslimiyet gösterenleri (MÜSLÜMAN) günaha batmışlar gibi yapar mıyız?
(KALEM SURESİ / 17-35)


ASHABU'L-CENNE: Bahçe sahipleri demektir. Görüldüğü gibi Kur'an'ın nüzul sırasına göre anlattığı ilk kıssa bu. Kıssanın konusunun zenginlik-yoksulluk meselesi olduğuna dikkat ediniz. Kur'an lisanında 'Bahçe sahipleri' terimi mülk (servet ve kuvvet) sahiplerini ifade ediyor. Esasen üsttekileri ifade eden sembolik bir terimdir. Çağımızda burjuvazi dediğimiz sınıfa tekabül eder. Şu halde bahçe sahipleri kıssası servetine aşırı güvenen iki zengininbencilliğini, hırsını, aç gözlülüğünü anlatır. Onca servetlerine rağmen yoksulluk meselesine fransızdırlar. Öyle ki bahçelerinden (servetlerinden) yoksullar gelip de almasın diye sabah erkenden kalkıp gidecek kadar bencil, açgözlü ve Allah'ı (kimsesizi, yalınayaklıyı, yoksulu, öksüzü) hiçe sayar havadalar. Ama sabah geldiklerinde bir afetin çöktüğünü görmüşler ve onca servet yok olup gitmiştir...
Böylesi bahçe sahipleri o devirde bilfiil yaşamış da olabilir. Nitekim rivayetlere göre müslüman olan birisinin San'a'ya yakın bir yerde, içinde hurmalıkları ve ziraate elverişli arazilerin bulunduğu bir bahçesi (serveti-mülkü) vardı. Bu kimse hasat zamanı bu bahçede bulunan herşeyden yoksullara vermekteydi. Ölünce bahçe oğullarına kaldı. Bunlar 'Yoksullara ürün filan vermeyiz, zaten ürün de az, bize bile yetmiyor. Artık babaımızın yaptığını yapmayacağız' demeye başladılar. 

Bu nedenle birgün erkenden kalkıp bahçeye giderek yoksullar gelmeden bütün ürünleri toplamak istediler. Bu hırsla geldiklerinde bir de ne görsünler bahçeye kıran girmiş, afet herşeyi mahvetmişti.

Demek ki 'Mal da yalan, mülk de yalandır'. Mülk sahibi olmak, bir emaneti üstlenmek demek olduğundan onu yoksullardan ve ihtiyaç sahiplerinden, saklamanın, kaçırmanın bir anlamı yoktur. Onda yoksulların hakkı vardır. Esasen onların yoksullaşmasının sebebi bizim elimizde tuttuğumuz bahçelerimizdir. Çünkü bahçe bizim yarattığımız birşey değildir ve önemi yoktur. Her an yokolabilir, elimizden çıkabilir. Bir afet gelip çatmadan önce yoksulların hakkını vermeli ve fazla olanı elimizde tutmamalıyız.

Kıssanın başında (bahçe sahişpleri) sonunda da başlarına gelenlere (İşte böyledir afet!) dendiğine dikkat ediniz... Demek ki herhangi bir savaş,işgal, toplumsal yıkım, açlık, kıtlık, sosyal çöküş ve 'küresel krizler de' birer afettir. Çünkü insanlar bu durumlarda hep azap çekerler. Ancak bütün bunlar kavmin zenginlikten şımarmış ileri gelenlerinin (mele-i mütref) yaptıkları yüzündendir. Onlar dünyayı yaptıkları ile cehenneme çevirirler.

MÜSLÜMAN: Sözlükte 'kabul eden, teslim eden, teslimiyet gösteren, kendini ayıpsız, kusursuz hale getiren) demektir.

Müslüman isminin nüzul sırasına göre  Kur'an'da ilk geçtiği yer burasıdır. Şu an ki söylenişi Arapça Muslim tabirinin Farsça Muselman olarak okunmasının Türkçe'ye uyarlanmış halidir. Kur'an lisanında İslam 1-Samimiyet, içtenlik, canı gönülden, candan (ihlas),2- Kabul etmek, benimsemek anlamlarında kullanılmaktadır.

Vahyin inil sürecinde giderek, 'Allah ile yürüyen' anlamı kazandığını görüyoruz. Kur'an'da da bu manada kullanıldığı yerler vardır. Örneğin 'Yoksa onlara özel yürüyerek çıkılan merdiven var da çıkıp dinliyorlar mı?' (TUR 52-38)
Keza 'Allah dedi: Bu benim üzerime aldığım/Benim ile yürüyen dosdoğru yoldur'. (HİCR 15-41)

Yani bizzat, bilfiil, hemen şimdi, yaşayan hayatın gündelik akışı içinde Allah'ın emir ve yasaklarına doğrudan uyan, tabi olan, onunla olan demektir. Tarihte ataları bu işi yapmış olanlar veya doğduğunda kendinden habersiz nüfus cüzdanına Müslüman yazılmış olanlar değil. Bu belki bir tür 'kültürel müslümanlık' ifade edebilir. Ancak bunun Allah katında ne anlamı olabilir? İşte yürüme tabiri, bu bizzat, bilfiil ve hemen şimdi oluşu, yaşayan canlılığı ve hareketi ifade etmektedir.

'Müslüman' tabirinin nüzul sırasında ilk kez bahçe sahipleri kıssasının sonunda geçmesi de ilginçtir. Verilmek istenen mesajın bahçe sahiplerinin mal ve mülkleri konusunda Allah'a teslimiyet göstererek, herşeyin O'na ait olduğunu kabul etmeleri, ALLAH'ın özellikle 'mülk' konusundaki hakkını teslim etmeleri, bu konuda sahiplenme ve bundan kaynaklanan şımarıklık içine girmemeleri olduğu anlaşılıyor.

yuzdeyuzhaber

Yükleniyor...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.