banner829
Öne Çıkanlar Milletvekili tokat attı BDP Milletvekili Sebahat Tuncel diyet ürünler tatlandırıcılar zararlı mı PKK

'ÇOK ŞEHVETLİYDİ, ÇOK İSTİYORDU'

Üyelerine taciz ve tecavüzle suçlanan yoga hocası Akif Manaf: Cinselliği dayatan Meltem’di. Çok şehvetliydi. Çok istiyordu.

'ÇOK ŞEHVETLİYDİ, ÇOK İSTİYORDU'

 Yoga Akademi’nin cinsel taciz ve tecavüzle suçlanan kurucusu Akif Manaf kendisini savundu. Manaf, “Niye ben, benden şikâyeti olan bu dört kadına özel olarak uygulamış olayım ki... Mantıksız! Ne tarikat, ne cinsellik, buradaki mesele tamamen para! Bakın, biz çok büyüdük. Pasta büyüdü, kazanç arttı ve paylaşımda sorunlar oldu... Meselenin özeti budur. Ama bunun haber değeri olmuyor, kimsenin ilgisini çekmiyor, öteki daha seksi... Yok hipnozla oral seks yapmış yok bilmem ne” dedi.

“Onlar, tacizde bulunduğumu kanıtlasınlar. Görüntü var mı, herhangi bir delil var mı? Yok! İnsanlar bin türlü şey uydurabilirler” diyen Manaf, “Seks, benim için yaşam amacı değil, olursa da olur, olmazsa da olmaz. Ben 100 sene bir kadınla sevişmeyeyim, eksiklik hissetmem. 100 sene bir kadınla yatmasam da olur. Yoganın verdiği bir güç bu. Günümüz insanı, cinsel dürtüye yenik düşüyor. Ben öyle değilim” ifadelerini kullandı.

Hürriyet gazetesinden Ayşe Arman’a konuşan Akif Manaf, kendisini taciz ve tecavüzle suçlayan kadınlara “delil getirsinler” dedi. Manaf, yaşananların intikam almak için yapıldığını ileri sürdü. Ayşe Arman’ın “Suçlanan yoga hocası konuştu: 100 yıl biriyle yatmasam da olur” başlığıyla yayımlanan (27 Temmuz 2014) röportajı şöyle:

100 yıl biriyle yatmasam da olur

Suçlanan yoga hocası konuştu: 100 yıl biriyle yatmasam da olur Bakın, Yoga Akademi’nin cinsel taciz ve tecavüzle suçlanan kurucusu Akif Manaf kendini nasıl savunuyor?

Ve huzurlarınızda Akif Manaf...

Mecidiyeköy’deki Yoga Akademi’de görüştüm kendisiyle.

İtiraf ediyorum, merak ederek gittim.

“Vayy be, sonunda milletin çakralarını açan nasıl biri göreceğim” diyerek. Karşımda son derece rahat bir adam vardı. Kibar. İnsanın sözünü kesmiyor. Gözlerinin içine içine bakıyor. Aksanlı konuşuyor. Biz Türkler gibi ‘yoga’ demiyor, ‘yoooga’ diyor. Biz, yabancıları severiz, etkileniriz... Birçok kadının ondan etkilenmiş olduğunu düşünüyorum.

Bence biz Türkler, Türk bir yogiyi de yadırgıyoruz, saçma ama öyle, Azeri yogi bile daha makbul! Pratik zekâsı var Manaf’ın. Soruya göre pozisyon alabiliyor.

Yoga bilgisi de var muhakkak ama entelektüel bir derinliği bence yok, spiritüel derinliği de. Bence karizmatik de değil.

Hadi daha da ileri gideyim, bence cinsel bir cazibesi de yok.

Ama bu tabii, kişiye, kadına göre değişir.

Gerçi ben onu, çöplüğünde görmedim, o festivallerdeki o üstat haliyle...

Herkes onun adını sayıklarken, avuçları patlayıncaya kadar onu alkışlarken...

Ben, hakkında tecavüz suçlamaları olan, köşeye sıkışmış bir adamla konuştum.

En zayıf haliyle gördüm.

Onun hakkında şikâyette bulunan kadınlara da bunu doğrudan söyledim.

“Allahaşkına, bu adamın nesinden etkilendiniz?” dedim.

“Aaaa sen onu 600 kişinin önünde görecektin” dedi biri, “Şu an tüyleri yolunmuş bir aslan ama kadınlar onu alkışladıkça adam büyüyordu, bir Cem Yılmaz oluyordu, tatlı oluyordu, komik oluyordu, müthiş karizmatikti...”

Haklı olabilir, bu ülke rahmetli depremci Ahmet Mete Işıkara’yı bile seksi bulmuş bir ülke. Rahmetli Turgut Özal’ı da.

Biz kadınlar çoğunlukla gücü seksi buluyoruz. Hangi adam olduğu çok da önemli olmuyor. Ve güce teslim oluyoruz.

Yani bu anlamıyla Manaf’ın, personeline, sekreterine sarkan, gücünü kullanan ve onu elde eden bir genel müdürden farklı olduğunu düşünmüyorum. Bence, cinsel istismara uğrayan kadınlar yalan söylemiyor, ama Akif Manaf da bazı konularda söylemiyor. Her şeyin iç içe girdiği, komplike bir hikâye.

Herkesin kendine göre haklı yanları var.

Evet, o kadınlar bu adama kanmış. Ama kanmaya da hazırlarmış! Bir tür tarikat olduğunu düşünüyorum Yoga Akademi’nin. Evet. Ama işte, şeyhi de müritleri uçuruyor! Bütün bu kadınların Akif Manaf denen adamı var ettiğini ve tüylerini parlattığını düşünüyorum. Bu arada siz bu satırları okurken, Amerikan vatandaşı bir öğrencisiyle evlendiğini söyleyen de oldu, eğer gerçekse, bu kaçış planının parçası olabilir ama ne kadar doğru ne kadar değil bilmiyorum. Bildiğim, insanın şu hayatta bir amacının olması gerekiyor.

Yoksa, sen bir anlam aramaya başlıyorsun, zaman zaman da anlamı olmayan işlere kalkışıyorsun. Bir de takıntı haline getiriyorsan vay haline! Bütünü göremez hale geliyorsun. Benim için bu hikâyede, herkes haklı. Ve herkes haksız.

Tek haklı var, o da yoga!

Akif Manaf... Günlerdir Yoga Akademi’den ayrılan kadınlarla konuşuyorum. Hakkınızda feci iddialar var. Bir tane olsa, “İntikam!” diyeceğim. Ama dört kadın da benzer şeyleri anlatıyor. “Enerji alanını temizleyeceğim. Kundalini enerjini yükselteceğim. Çakralarını açacağım!” diyerek bu kadınlara cinsel tacizde bulunmuş, tecavüz etmişsiniz...

Yalan söylüyorlar! Böyle bir şey asla olmadı. Evet, biz çalışmalarımızda biyoenerji, çakra ve Kundalini teknikleri uyguluyoruz. Bu konu kitaplarımda da var. Yogayla ilgisi olan herkes bilir bunları. Grup çalışmalarımızda da yüzlerce insana uyguluyoruz. Niye ben, benden şikâyeti olan bu dört kadına özel olarak uygulamış olayım ki... Mantıksız! Ne tarikat ne cinsellik, buradaki mesele tamamen para! Bakın, biz çok büyüdük. Pasta büyüdü, kazanç arttı ve paylaşımda sorunlar oldu... Meselenin özeti budur. Ama bunun haber değeri olmuyor, kimsenin ilgisini çekmiyor, öteki daha seksi... Yok hipnozla oral seks yapmış yok bilmem ne...

‘Kavga etmeden iyilikle çözelim’ demiştim

İyi de hangi kadın, kendisini bu kadar aşağılayacak, küçültecek bir yalan söyler? Bir kadının bunları yapabilmesi için gerçekten yaşamış olması lazım! Tekrar ediyorum, bir tane değil, dört tane, gerisi de geliyor...

Tamamı palavra. İlk başta yüzlerce kişi şikâyetçi olacak dediler, çıka çıka dört kişi çıktı...

Az mı?

Sadece dördünü ikna edebildiler; bunu anlatmaya çalışıyorum. Benim iki organizatörüm vardı, Meltem ve Özge. Bütün bu rezaletin arkasında o ikisi var. Şikâyet eden 13 kişi, bu ikisi, ailesi ve üç kişi daha. “Sen de şikâyetçi ol, sen de ol!” diyerek insanların ensesine çöküyorlar.

Sorumu tekrarlıyorum, bir kadın böyle bir yalanı neden söylesin?

Çünkü çok büyüdü bu kuruluş. Hepimiz senelerce emek verdik. Haklarını yemeyeyim, onlar da verdi. 13 senelik yoğun bir çalışmanın ürünü Yoga Akademi. Başarısı da, insanların gördüğü yararlardan kaynaklanıyor. Çünkü yoga, mucizevi bir şey. Her ay festivaller düzenledik, yüzlerce insan katılıyordu, Türkiye’nin pek çok şehrinde şubelerimiz vardı. Meltem ve Özge, ‘franchising’in sahipleriydi, en büyük parayı onlar kazanıyordu. Yoga Akademi üyelerine, beyaz giysi, ayakkabı, çanta, saat gibi bir sürü ürün satıyorlardı. İş gittikçe büyüdü. Problem de büyüdü. Çünkü üyelerin şikâyetleri üzerine usulsüzlükler ortaya çıktı. Vergi kaçakçılığı, kaçak ürün üretimi. Bir de fahiş fiyatlarla bu ürünleri satıyorlardı. Defolu olanları geri almıyorlardı. İş çığrından çıktı.

İyi de durum sadece bundan ibaretse, kim gider de kendiyle ilgili pornografik hikâyeler anlatır?

Geliyorum oraya. Ben sürekli uyardım onları. “Kavga etmeden iyilikle çözelim” dedim. Her seferinde bana, “İşimize karışma. Sen Türk mantalitesini bilmiyorsun. Yabancısın. Fazla konuşursan, ‘Yoga ayağına kadınları taciz ediyor’ deriz!” dediler. Bu tehditleri birkaç zamandır duyuyordum ama ciddiye almamıştım. Çünkü bu iki kadın da, festivallerde en mutlu olan, şen şakrak dans eden, şarkılar söyleyen kadınlar. Videolarda var, izleyebilirsiniz. Kitaplarımda, verdiğim eğitimler sonucu hayatlarının nasıl olumlu yönde değiştiğini ballandıra ballandıra anlatıyorlar. On sene boyunca beni çok sevdiler. İnsan sormaz mı son bir ayda ne oldu da, bu adam iğrenç birine dönüştü?

Siz nasıl açıklıyorsunuz?

Çünkü en son usulsüzlükleri her şeyin üstüne tüy dikti. Resmen insanları dolandırdılar. Yoga Federasyonu Başkanı’nın Meltem’e hibe ettiği, üzerinde ‘ücretsiz’ yazan kitapları yirmişer liradan insanlara sattılar. Üyelere de “Üstat almanızı istiyor” demişler. Ben öğrenince, “Artık daha neler. İade edin insanların paralarını” dedim. “Geri dönüş yok” dediler. “Savcılığa vereceğim sizi. Bunun ciddi bir cezası var, hapse gireceksiniz” dedim. Çıldırdılar. Bana da, “Sen göreceksin. Biz senin işini bitireceğiz! Bir daha bu ülkede ders veremeyeceksin. İnsan içine çıkamayacak hale geleceksin” dediler.

Bu anlattıklarınız suçlamalara karşı hazırlanmış bir cevap gibi duruyor...

Ama ne yazık ki gerçek böyle. Bu suçları işlediler, iş savcılığa yansıdı. Özge’nin 280 bin liralık vergi kaçakçılığından hapis cezası öngörülen bir davası var. Meltem’in de bir vergi kaçırma davası var. Ceza alacaklardı. O yüzden beni alaşağı etmek istediler. Nasıl yapacaklardı? ‘Tacizci, tecavüzcü’ diyerek. Ben öyle biriysem, sormazlar mı bu kadınlara, 10 yıldır aklınız neredeydi diye...

Hapse girecekleri için bana kızgınlar

Aralarında sizden çocuk aldırdığını söyleyenler bile var. Sizse, “Cinsel ilişki bile yok!” diyorsunuz...

Bakın, böyle lafları söylemek kolay. Kim aldırmış? Getirsin kanıtı? Getirsin koysun masanın üzerine. Benden olduğunu nereden biliyoruz? Bütün bu iddialar asılsız, kanıtı yok, sadece konuşuyorlar.

Israr ediyorum, dünyanın her tarafında cinsel istismar söz konusu olduğunda kadının beyanı esas kabul edilir. Psikolojide de, hukukta da... Bir kadın, bir erkeği mahvetmek için kendini bu kadar kötü pozisyona düşüremez...

Düşürür. Çünkü hapse girecek... Bakın psikolojik sorunları var bu kadınların. Özellikle Meltem. O kadar öfke krizleri yaşardı ki, tanıklarım da var, terliklerini çıkarır kendini döverdi. “Bunu böyle yapacağız” diyor, “Hayır” diyorsunuz, histeri krizi yaşıyor, kendini terlikleriyle dövmeye başlıyor. Sonra “Kabul etmezsen kendimi öldüreceğim, şuradan atacağım” diyor. Hepsi ruhsal olarak sorunlu.

Ne demeye çalışıyorsunuz? Size âşıklar mı? Yoksa kafayı yemiş durumdalar mı?

Âşık da olabilirler. Ben de onları seviyordum. Ama insan olarak seviyordum...

Niye inanalım size?

Çünkü kanıt yok ortada. Onlar, tacizde bulunduğumu kanıtlasınlar. Görüntü var mı, herhangi bir delil var mı? Yok! İnsanlar bin türlü şey uydurabilirler.
Hindistan’da profesördüm, burada değilim

Kitaplarınızdaki önsözlerden birinde “Beş yaşında yogaya başladım” demişsiniz, bir başka kitabınızda 14. Hangisi doğru?

Özgeçmişi yazdığımda, başlangıçta fazla detay vermiyordum. Sonra baktım, sürekli soruyorlar. Çelişki melişki yok, beş yaşında yogaya başladım, 14 yaşında devamlı yapıyordum ve insanlara da öğretiyordum. “Kitaplarda çakraların yeri değişiyor” diyorlar. Normal. Stres ve baskı yüzünden çakralar yerinden kayıyor. Benim suçum mu?

Bu arada, profesör unvanınız da yokmuş. Neden ilk kitaplarınız o unvanla çıktı?

Hindistan’da profesörlük yaptım. ‘Science and Religion Research Institute’ bilgilerime değer verdiği için “Gelin bizde profesörlük yapın” dedi. Belli sınavlardan geçtim ve profesörlük yaptım. Belgelerim de var. Türkiye’ye geldiğimde Bilgi’de ve Boğaziçi’nde eğitimler verdim. “Bizde profesörlük yapar mısınız? Denkliğe başvurun” dediler. Yapmak istemedim, maaşlı çalışmak istemedim. Ben hiçbir zaman Türkiye’de denklik için başvurmadım ki. Evet, en eski kitaplarda profesör yazıyor, çünkü yayıncı “Profesör yazarsak, daha etkili olur” dedi. Sonraki kitaplarda çıkarttırdık.

Gerçekten profesörseniz neden çıkarttınız?

Çünkü unvanı kullanmıyorum. Kullanmadığım unvanı neden koyayım?

Sizin yaptığınızın, insanları canlı bomba olarak kullanmaktan ne farkı var?

Benim öğrettiklerim yaşam için, ölüm için değil.  Kimseye, “Git kendini öldür, intihar et, git birini öldür, kendini patlat!” demedim. Dedim ki, “Yaşam ebedidir. Siz ölümsüzsünüz. Bu tekniklerle bunun farkına varacaksınız, ölüm korkunuz kalmayacak!” Bu kadar.

Üç eviniz var? Nasıl aldınız bu evleri?

Üyelerden borç alarak. O borçları da yavaş yavaş ödüyorum. Ama bu üç evi keyif için almadım, hepsini eğitim için kullanıyorum.
Bir kişiyle başlamıştım, bin kişi oldu, yine olacak

Üstatlar, sağlık tedavisi görür mü? Onların kendi kendilerini iyileştirebilme yeteneği yok mu?

Böyle bir iddiada bulunmadım. Fiziksel beden her zaman çökmeye yatkın. Beden, bir makine. Ben de fıtık ameliyatı oldum. Bunu söylüyorlar, değil mi? Fizik tedaviye de gittim ama bir kere. Bu da dert oldu. ‘Üstat, nasıl olur da fizik tedaviye gider?’ sorusuna taktılar. Gittim, çünkü araştırmak istedim. Öğrenciler “Gideyim mi? Yaptırayım mı, yaptırmayayım mı?” diye soruyorlardı. Ben de düşündüm, gidip kendim göreyim ona göre tavsiyeler vereyim. Ama “İlacımı bırakayım mı?” diye soranlara, “Doktorunuza danışın!” demişimdir.  Bizim yöntemlerle de hastalıklarınızdan arınabilirsiniz ama modern tıp kestirme yol. Başın ağrıyorsa, tablet alacaksın tabii!

Vakfınıza, ev bağışlayanlar olmuş, öyle mi?

Zeynep ismindeki üyemiz, sağ olsun bağışladı. Sözünü ettiğim köy için. Herkes gelsin, yararlansın istiyorduk. Vakfı da bu yüzden kurduk. Ama vakıf kurmak için belli bir mal gerekiyor, ya da para. Zeynep bunun üzerine dairesini bağışladı. Ama vakıf faaliyete bile geçemedi. Bu olaylar patlak verdi. Meltem ve Özge, Zeynep’in kafasını karıştırmış: “Akif, senin daireni ele geçirecek, şöyle yapacak, böyle yapacak, hemen dava aç!”  Zeynep de paniklemiş, “Dairemi geri istiyorum!” diye. “Al daireni yasal bir olanağı varsa...”

“Tek bilgi, tek lider, tek amaç...” Felsefeniz buymuş. Ne bu? Biz siyasetçilerimize bu kadar bağlanamadık. Ne yaptınız da, bu insanları kendinize bu kadar bağladınız?

Öyle bir sloganım yok! Herkesin yararlanabileceği evrensel bilgiler veriyordum. Vermeye de devam edeceğim. Sadece gözaltına alındığım gün, eğitime ara verdim, yoksa devam. İsterse bir kişi gelsin, benim için fark etmez. Zaten bir kişiyle başladım, bin kişi oldu, tekrar olacak. Bu bir arınma. Suç işleyen, egosu şişmiş insanlar gitti, samimi olanlar kaldı...

“Birinci çocuğu yaparsanız belinize kadar, ikinci çocuğu yaparsanız boynunuza kadar betonlanırsınız!” diyormuşsunuz...

Her söylenene inanmayın...

Sizin yoga okulunuzda bir süre sonra aileler dağılıyormuş, insanlar eşlerinden ayrılıyormuş. Neden sizin okulunuzda oluyor da başka okullarda olmuyor?

Ben kimseye “Boşan” demedim. Ama bana gelip, “Hayat boyu boşanmak istedim, şimdi karar verdim hocam. Boşanayım mı siz ne dersiniz?” diye soruyorlardı. “Düşün” diyordum, “bu aile işi, düşün, sonra içinden ne geliyorsa yap!” Kimseye, “Boşan” demedim. Kimseyi yönlendirmedim. Birçoğunun aile düzeni bozuktu zaten. Mutsuz, boşanmak istiyor, geliyor yogasını yapıyor, mutlu oluyor, özgüveni artmaya başlıyor. Farkındalığı artıyor. Ayrılma nedenlerini daha net görüyor. “Bu iş düzelmeyecek” diyor, boşanmaya karar veriyor. Suçlu ben miyim şimdi yani? Bana ne onların boşanmasından!

Ben tarikat lideri değilim

Anlatılanlardan şu çıkıyor: Siz, bayağı tarikat kurmuşsunuz. Yarattığınız oluşumu, kendi çıkarlarınız, zevkleriniz için kullanmışsınız.  Ortaya çıkan tabloya göre, Yoga Akademi, körü körüne inanmış bir sürü müridi olan, modern bir tarikat. Önce ilgilerini çekiyorsunuz, onlarla sohbet ediyorsunuz, üstat olarak kendinizi empoze ediyorsunuz, güven hissi oluşturuyorsunuz, size hayranlık duymaya başlıyorlar. Her gün çakra DVD’lerinizle çalışıyorlar, sizin sesinizle uyuyakalıyorlar. Koşulsuz bir teslimiyet duyuyorlar. Her gün sizinle yatıp kalkıyorlar. “Tüm soruların cevabını Üstat verir, karşı geliyorsan egon şiştiği içindir, onu eleştirmeye kalkarsan zihnin kirlidir, o Yoga çarya, o Maha Yogi, o evrenin kurtarıcısı...” Siz böyle böyle beyinlerini yıkamışsınız. Sonunda da köleniz olmuş bu insanlar. Ve işin acısı, aralarında mühendisler, doktorlar var. Eski kişiliklerinin üzerine yepyeni bir üst kişilik inşa etmişsiniz. Bu nedir? Sizin amacınız nedir?

Bu tamamen uydurma bir hikâye! Yok böyle bir şey! Bu iki kadının başının altından çıkıyor. Onların ikisinin de kendi merkezi vardı. Onlara benim öğrettiklerimi, başkalarına öğrettiler. Ben 100 kişiye öğrettiysem, onlar 1000 kişiye öğretti. O zaman, onlar da en az benim kadar suçlu!

Zaten size hizmet ettikleri için pişmanlar...

Bana hizmet etmediler. Kendi merkezleri oldu, kendi eğitimlerini verdiler, kendi paralarını kazandılar. Çok da iyi kazandılar. Yoga Akademi, ticari bir marka ve ticari temellerde duran bir şey. Tarikat filan değil. Tarikatın belirli bir tanımı var. Bu arada tarikat bir küfür değil; tarikat, yol demek. İslam’da da yüzlerce tarikat var, sufizm de bir tarikat. Fakat tarikat olabilmesi için üç unsur gerekiyor. Birincisi, Tanrı kavramı olacak. İkincisi ibadet olacak. Üçüncüsü de bu ibadet sayesinde Tanrı’ya ulaşma yolu olacak. Ama bizde Tanrı kavramı yok, ‘Tanrı nedir’in tarifini vermiyoruz; ikincisi, ibadet yok; üçüncüsü, Tanrı’ya ulaşma çabası yok. Bizde sağlığa ulaşma çabası var. Bütün verdiğim teknikler insanları sağlıklarına kavuşturmak içindi...

Onlar artık insanüstü kadınlar

Gerçekten üstatlar zinciriyle bağlantınız var mı?

Evet var. Benim Himalayalar’da üstadım var, onun da üstadı var. Üstat ne demek? Uzman demek. Her şeyi abartıyorlar, saçma yorumlarıyla olmadık hallere getiriyorlar.

Siz, gerçekten insanlara, “Üstada itaat etmeyenin egosu şişmiştir” diyor muydunuz?

Tam tersine, her konuşmamda, “Hiçbir şeye, hiçbir kimseye körü körüne inanmayın” diyordum! Benim verdiğim bilgi, inanca dayanmıyor. Tarikat inanca dayanır. Biz tarikat filan değiliz.

Gerçekten gezegeni kurtarmak gibi bir amacınız var mı? Böyle şeyleri insanlara neden empoze etmeye çalışıyordunuz?

Gezegeni kurtarmak empoze edilecek bir şey değildir. Verdiğimiz teknikler ve eğitimlerle insanlar sağlıklı ve mutlu oluyorlar. Acılarından kurtuluyorlar. Korkusuz oluyorlar. Benim pek çok kitabım var, korku üzerine, ölüm üzerine. İnsanlara tekâmülü anlatıyorum, korkudan kurtulup nasıl özgüven kazanacaklarını anlatıyorum. Bu kadınlar benim en iyi öğrencilerimdi, bu vasıfları kazandılar. Siz, “Kadınlar bu tür cinsel istismar suçlamalarında bulunuyorlarsa, mutlaka gerçektir” diyorsunuz ya, hayır! Onlar artık farklı bir noktadalar. Bakın, bizler ebedi varlıklarız. Erkek-dişi sonradan edindiğimiz tanımlamalar. Aslında erkek ve dişi değiliz, bunlar birer rol, bir kıyafet. Bu kadınlar da artık kendilerini ‘kadın’ olarak görmüyorlar, korku duymuyorlar. Özgüveni tavana vurmuş ruhlar onlar...

Sizin kitaplarınızı okudukları ve sisteminizi uyguladıkları için mi?

Evet. Bu sistemi uygulayınca, koşullanmalardan kurtuluyorsunuz. Hiçbir şey umurunuzda olmuyor.

Sizin eğitiminizden geçen herkes böyle mi oluyor yani...

Evet. Benim yoga tekniklerimi uygulayınca insanüstü güçlere sahip oluyorlar.

Siz de öylesiniz yani!

Evet. Onlar da öyle oldu. O yüzden böyle iddialarda bulunabiliyorlar, “Ne duruma düşerim” diye düşünmüyorlar. Gazetelerde yazmış, insanlar konuşmuş umurlarında değil...

Valla, o zaman sizin onlarla gurur duymanız lazım!

Gurur duyuyordum. Meltem hep şen şakrak, sarmaş dolaş olduğum biriydi. 10 yıldır tanıyorum kendisini.

Benim anladığım, siz müritlerinizle birlikte, kendi köyünüzü kurmak istiyordunuz gelecekte...

Mürit, doğru değil! Mürit, inanan ve takip eden kişi. Oysa ben, her zaman onlara, “İnanmayın” dedim. Köy meselesine gelince, evet sağlıklı yaşam köyü kurmak gibi bir hedefim vardı. Hâlâ da var.

Zorla tacize uğradım dedirttiler

“Onlar mürit” değil diyorsunuz ama... Beyazlar içindeki 600 kişi, beni de alkışlasa, hayran olsa, benim ‘üstat’ olduğuma inansa, ayakkabılarımı giydirmek için yarışsa, yemek artıklarımı yese... Ben de havaya girerim!

Ben havaya girmedim! Mürit filan da yok. Meltem ve Özge, diğerlerinin beynini yıkadılar. Bir darbe girişimi oldu, internet sitemizi çökerttiler. Şifreler Meltem’deydi, benim adresimi hack’lediler. Çünkü suçları ortaya çıktı, hapse girmekten korktular...

Bir taraftan diyorsunuz ki, “Cinsel hikâyeler umurlarında değil, korkusuz oldular, hiçbir şeyden korkuları yok”, bir taraftan da diyorsunuz ki “Hapse girmekten korktular...”

Ama doğru söylüyorum. Bu kadınlar sıradan insanlar değiller artık. İnsanüstü artık bunlar. Yoganın verdiği güçle, farkındalıkla... Ama tabii ki hapse girmek istemezler.

Bütün bu olaylardan sonra, derslerinize sadece sekiz kişinin katıldığı doğru mu?

Tabii bunların beyin yıkaması sonucu öğrenciler azalıyor. İnsanları zehirliyorlar.

Sizce, bütün bir kariyeriniz, sizden intikam almaya çalışan kadınlara mı kurban gitti?

Benim 35 kitabım var. Kimin bu kadar kitabı var? Her şeyi Meltem başlattı. En yakınımdaki kişiydi. Benimle beraber olmak istedi. Bunu empoze etti. Bende öyle bir istek yoktu. “Evlenelim” dedi. Dayattı. “Hayır” deyince kendini dövdü, “Camdan kendimi atarım” dedi.

Bir erkeğin gücünü kullanıp, kadınlarla cinsel ilişki kurması iğrenç değil mi?

‘İğrenç mi, değil mi’nin cevabının vermeyeceğim. Bu, insanların yargılarıyla ilgili. Ben yapmadım. Önemli olan bu.

Şikâyetçiler arasında 19 yaşında bir kız var. 56 yaşındaki adamı n’apsın? Niye sizinle sevişsin? Bana bir gerekçe söyleyin...

Sevişmiş mi, bunu söyledi mi? Kendi isteğiyle mi, değil mi? Zorla bir şey yapılmış mı ona? Size soruyorum, ‘hipnozla oral’ diye bir şey olabilir mi? İnsan, bilmez mi kendi isteğiyle mi yoksa hipnozla mı yapıyor? Ne oldu da birdenbire kendini kaybettin ve istediğini bilmedin. Hikâyelerin hepsi çelişkili. Günlerce Meltem ve Özge bu kızları aradı. “Sen tacize uğradın!” diye. “Yok uğramadım!” “Hayır, uğradın! Hipnozdaydın o yüzden bilmiyordun!” “Aaa evet, taciz varmış!” Asıl beyin yıkayanlar onlar. Biz 21. yüzyılda yaşıyoruz, birini suçlamak, karalamak bu kadar kolay değil. Kanıt getirsinler...

Tamam, kadın intikamı da var bu işte!

Sizinle on sene birlikte çalışan ve birlikte yaşayan Meltem, “Ne sevgilisi! Ben onun kölesiydim” diyor. Yemeklerinizi pişirip, şoförlüğünüzü yapıyormuş. Aynı evde yaşıyormuşsunuz ama evde dolabı bile yokmuş... Bu cariye ve köle muamelesi değil mi? İnsanca mı?

Kendi malı mülkü vardı. Etiler’in göbeğinde dairesi var, “Git kal orada.” Ben 80 metrekare bir yerde yaşıyordum. Her zaman ona diyordum, “Burası home ofis, kalınacak yer değil!” Evet, yemek yapıyordu ama kendisi de yiyordu. Şimdi çeviriyor lafı, her şeyde rızası vardı, kocaman bir kadın, hiçbir zaman köle filan değildi. Köle, zincirlenmiş kişi demek. Kişi gönüllü bir şey yapıyorsa nasıl köle olabilir ki?

O, 10 sene boyunca sevgiliniz miydi?

Duygusal yakınlaşma vardı çünkü birlikte çalışıyorduk. Ama ben, “Sevgililik ilişkimiz vardı” diyemiyorum, çünkü öyle görmüyordum, bunu da söyledim ama o öyle görüyorsa, başka...  Aramızdaki ilişki, öğrenci-öğretmen, antrenör-sporcu ilişkisiydi.

Antrenör, sporcusuyla sevişiyor,  “Tecavüz yok” diyorsunuz...

Zorla mı sevişmişim! Cinselliği dayatan Meltem’di. Çok şehvetliydi. Çok istiyordu. Ben, “Git kendine sevgili bul” diyordum, “Devamlı bir sevgili ilişkisi istiyorsun. Git bir sevgili bul ve mutlu ol. Bana bir şey dayatma!” Çünkü evlenmek de istiyordu. Oysa benim ne niyetim, ne zamanım vardı evlenmeye...

Şimdi başka bir mazeret buldunuz, hani hapse girmekten korktuğu için yapıyordu bunları...

Her ikisi de doğru. Kadın da intikamı da var bu işin içinde!

Doğaüstü güçlerim var

Siz, sizden şikâyetçi olan kadınlarla, “Herhangi bir seksüel ilişkim olmadı” diyorsunuz. Siz de orada doğru söylemiyorsunuz...

Duygusal bir bağ vardı. Ama öteki şeylere girmek istemiyorum. Seks, benim için yaşam amacı değil, olursa da olur, olmazsa da olmaz. Ben 100 sene bir kadınla sevişmeyeyim, eksiklik hissetmem. 100 sene bir kadınla yatmasam da olur. Yoganın verdiği bir güç bu. Günümüz insanı, cinsel dürtüye yenik düşüyor. Ben öyle değilim.

Bu kadınlar istediği için mi yatıyordunuz?

Kadınlar istiyordu, ben “Hayır” diyordum.

Dünyaya gerçekten görevli olarak mı geldiğinizi düşünüyorsunuz?

Ben kendimi insanlığa hizmete adadım. Amacım budur. Bilgilerimi insanlara aktarmak.  Bunun için geldim.

Ailenizi bilinçli seçmişsiniz; nasıl yaptınız?

Bunlar metafizik konular. Bu evrende neden-sonuç ilişkisi vardır, şans yoktur. Evren şansa dayanmıyor, Tanrı da kumar oynamıyor. Evet, ben ailemi bilinçli seçtim. Bunu size söylesem de, bir anlam ifade etmeyecek. İnsan bu hayatta ektiğini biçiyor. Siz de eylemleriniz sonucunda o ailede doğdunuz.

Doğaüstü güçleriniz var mı?

Evet, yoga teknikleriyle telepati ve buna benzer yeteneklerimi geliştirdim.

yuzdeyuzhaber

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.